sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2017 Salı

Elektronik sigarada gizli tehlike: Aroma

Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü elektronik sigara ile ilgili yaptığı araştırmasını tamamladı. Enstitünün sonuçlarını paylaşan Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Görkem Yararbaş, bu sigaralarda kullanılan aromalara dikkat çekerek, kanser tehlikesi konusunda uyarılarda bulundu. 
Türkiye'de elektronik sigara konusunda yapılan ilk araştırmalardan biri Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü tarafından tamamlandı. Araştırmaya göre, elektronik sigarada tüketilen aroma, kanserleşme sürecinde rol alıyor olabilir.
Tanıtımı amacıyla İstanbul'da yapılan 800 kişilik parti organizasyonu ile yeniden gündeme gelen elektronik sigara (e-sigara) konusunda Türkiye'de yapılan bilimsel araştırmaların ilklerinden biri Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü tarafından tamamlandı. Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Görkem Yararbaş'ın yürütücülüğünde iki yıl süren TÜBİTAK destekli araştırma, e-sigaralarda kullanılan aromaların olası bir kanserleşme süreciyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Doç. Dr. Yararbaş, “Araştırma sonucunda e-sigaraların nikotin tüketimi dışında da zararları olduğunu gördük. İnternet üzerinden satın alınabilecek yüzlerce çeşit aroma bulunuyor. Bunların hepsi farklı kimyasal içeriklere sahip. Kendilerinin kimyasal olarak zararlı olmalarının yanı sıra e-sigaraların buhar üretme mantığına bağlı olarak ısıtılma sonucu içeriklerinde birtakım değişiklikler oluyor. Daha zararlı ve daha öngörülemez bileşikler haline dönüşebiliyorlar” dedi.
Araştırmada, Türkiye'de, internetten temin edilebilen 11 farklı e-sigara aromasının sağlıklı karaciğer ve solunum yolu hücreleri üzerindeki etkileri tespit edildi.
E-SİGARA PAZARI GİTTİKÇE BÜYÜYOR
Türkiye'de ruhsatsız olarak her yerde satışı söz konusu olan e-sigara pazarının dünyada 2030 yılına kadar 17 kat büyüyeceğinin öngörüldüğü bilgisini aktaran Yararbaş, “Firmalar tarafından 2 ayda bir yeni model piyasaya sürülüyor. Bu da ruhsatlandırma için standardizasyonu zorlaştırıyor. Ayrıca yüzde 98 oranında internet üzerinden satılması nedeni ile sigaranın tabii olduğu yasal düzenlemelere takılmıyor” diye konuştu.
E-sigara konusunda internette yer alan her türlü forum, video, reklam paylaşımının da üretici firmalar tarafından oluşturulduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Görkem Yararbaş, e-sigaranın zararları konusunda internet üzerinden sağlıklı bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını söyledi. Bu konuda enstitü olarak bir bülten hazırladıklarını belirten Yararbaş, kısa zaman içinde Ege Üniversitesi dışındaki kurum ve kuruluşlarla basılı ve dijital olarak paylaşılacak bülten içinde bilimsel kanıtlara dayandırılan bilgilerin ve bağımlılık konusunda güncel haberlerin yer alacağını belirtti.
AROMA NEDENLİ ÇOCUK ZEHİRLENMELERİ ARTIYOR
E-sigara sıvılarının içilmesi halinde, bir çocuğu ciddi şekilde zehirleyecek oranda nikotin içerdiğini belirten Yararbaş, şöyle devam etti:
“İngiltere, e-sigaranın yoğun olarak kullanıldığı ülkelerin başında geliyor ve araştırmalar gösteriyor ki e-sigara sıvılarının içilmesi nedeniyle çocuk zehirlenmeleri ciddi oranda artmış durumda. Tütün ve tütün mamullerinin 18 yaş altı ergen ve çocuklara satılmaması konusunda ciddi bir mesafe kaydedildi ancak e-sigaraların ruhsatsız şekilde her yerde satılıyor olması, yeni bir tehlike oluşturmuş durumda.”
E-SİGARA POP-CORN HASTALIĞI RİSKİNİ ARTIRIYOR
E-sigara konusunda özellikle basında yer alan değerlendirmelere değinen Doç. Dr. Yararbaş, “Elektronik sigaranın ne derece zararlı olduğunu sigara ile mukayese etmek, bu alanda çalışan uzmanların yaptığı en sık hata. Çünkü zararlı bir şeyi bir diğer zararlı şey üzerinden değerlendirmek, onu olduğundan daha masum ve tehlikesiz gösterebilir. Öyle de oluyor. E-sigaranın neden olduğu hastalıklar söz konusu olduğunda ilk olarak KOAH ya da akciğer kanseri gibi hastalıkların gündeme geliyor. Oysa ilerde e-sigara nedeniyle görülen farklı hastalıkların ortaya çıkması da söz konusu. Örneğin Harvard Üniversitesinde yapılan bir araştırma, Pop-Corn adında nadir görülen bir akciğer hastalığın e-sigara kullananlarda kullanmayanlara kıyasla daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor” uyarısında bulundu.
E-SİGARA HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER…
E-sigara kullanımını artıran önemli sebeplerden birinin, buhar ile etkileşime giren aroma ve nikotin içeriğinin kullanıcı tarafından hazırlanıyor olması olduğunu ifade eden Yararbaş, bu yolla tüketiciye kontrolün kendisinde olduğu yanılsamasının yaşatıldığını söyledi. Bir sonraki araştırmaları için e-sigara kullanan kişi profilini incelemeye başladıklarını ifade eden Yararbaş, “Dünyada sigarayı bırakma metodu olarak üretilip yaşam tarzı olarak pazarlanan e-sigara, milyonlarca insan tarafından kullanılıyor. Bunun neden tercih edildiğini saptamamız e-sigara kullanımının meydana getirdiği zararları topluma aktarmada yardımcı olacağına inanıyoruz” açıklamasında bulundu.

18 Mayıs 2017 Perşembe

Evlilik erkekleri ölümden koruyor

Bilim insanları, evliliğin erkekler için ilginç bir faydası olduğunu ortaya çıkardı.

ABD'de yapılan bir araştırma, evli erkeklerin ciddi bir ameliyat sonrasındaki 2 yıl içinde ölme riskinin, bekarlara göre çok düşük olduğunu gösterdi. Bekar erkeklerin ölüm riski evlilere göre yüzde 53 daha yüksek çıkarken, boşanmış erkeklerde ise oran yüzde 76 olarak belirlendi. Bu durumun, evli erkeklerin eşlerinden gördükleri bakımla ilgili olabileceği belirtildi.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Obezitenin tetiklediği 8 kanser türü

1-7 Nisan Kanser Haftası'nda önemli bilgiler veren Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin, obezite ve sigara kullanımının yol açtığı kanser türlerini sıraladı.

Herkesin bütün ayrıntıları merakla takip ettiği kanser, genel olarak sessizce ilerliyor. Çevresel, genetik ve yaşam biçimindeki olumsuz koşullar çağımızın hastalığı kanser için risk faktörlerini oluşturuyor. Dünyada yapılan bilimsel diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösteriyor. Beslenme ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler ile risk faktörlerini engelleyerek kanserden korunmak mümkün. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin kanser oluşumuna neden olan risk faktörleri ve alınması gereken önlemleri anlattı.
Kalın bağırsak kanseri: Liften fakir, yağdan ve proteinden zengin beslenme, obezite kalın bağırsak kanseri oluşmasına zemin hazırlar. Hareketsiz bir yaşamı olan, özellikle masa başında çalışanlarda bu risk daha da artar. Diyetteki lifi yani sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimini arttırıp hayatımıza fiziki aktivite de kattığımızda kalın bağırsak kanseri oluşum riskini yüzde 40'lara varan oranda azaltabiliriz. Kalın bağırsak kanseri tespiti için 50 yaş ve üstü herkesin kolonoskopik taramadan geçmesi gerekir. Sorun olmasa bile 3-5 yılda bir tekrarlanması faydalıdır. Ailesinde erken yaşta kalın bağırsak kanserine yakalanmış kişiler varsa, kontrollere daha erken başlanmalıdır.
Mide kanseri: Tütsülenmiş et ve balık, işlenmiş et, çok konserve kullanımı, fazla tuzlu gıda tüketimi mide kanserine yol açar. Bu tarz beslenmenin yaygın olduğu Japonya dünyada mide kanserinin en çok görüldüğü yerdir. Beslenmede tariflenen alışkanlıklar bırakılıp bol taze sebze ve meyve içeren diyete geçilirse bu risk azalır.
Akciğer kanseri: En önemli risk faktörü sigara kullanımıdır. İçilen miktar arttıkça risk de artar. Akciğer kanserini erken yakalamak için taramanın ne kadar etkili olduğunu araştıran çalışmaların kısmen sonuçları çıkmıştır. Yoğun sigara kullananlarda düşük dozda radyasyon ile akciğer tomografisi yaparak tarama hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlar ve şifa oranını arttırır.
Karaciğer kanseri: Hepatit B, C taşıyıcısı olmak ve yoğun alkol kullanımı bu kanserin en sık nedenleridir. Alkolü düzenli almaktan vazgeçmek, hepatit B ve C taşıyıcılarının da sık aralıklarla sağlık kontrolüne gitmeleri faydalıdır.
Meme kanseri: Erken adet görme, geç menopoz, geç veya hiç çocuk doğurmama, emzirmeme meme kanseri riskini arttırır. Batılı toplumlarda kadınlar daha çok çalışma hayatına girip bu şekilde yaşadıkları için meme kanseri dünyanın batısında ve ABD'de sık, doğuda belirgin daha azdır. Yüzde 5-10 vaka da ailevidir. Son yıllarda obezitenin meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı da açıklanmıştır. İdeal vücut ağırlığına inmek ve bunu korumak, spor yapmak, kalorisi ve yağ oranı düşük ama sebze ve meyveden zengin beslenmek, sigara-tütün kullanmamak, alkol alımını kısıtlamak önemlidir.
Pankreas kanseri: Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Sigara içenlerde daha sıktır. Alkol kullanımı, şeker hastalığı, kronik pankreatit ve yağlı diyetin bu kansere zemin hazırladığı düşünülür. Sigara, alkol kullanmadan sağlıklı diyetle beslenme önerilir.
Baş-boyun kanserleri: Sigara ve alkol kullanımı en önemli risk faktörleridir. Öyle ki gırtlak kanseri hastalarının yüzde 90'nı sigara kullanıcısıdır. Stresli işlerde çalışıp sigara ve alkolü çok tüketenlerde bu hastalık sıktır. Korunmanın yolu bu alışkanlıklardan uzaklaşmaktır.
Cilt kanseri: Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviyole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir. Ultraviyole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir. En çok risk altında olanlar açık tenliler, çilliler, çok sayıda beni olanlar, ailesinde cilt kanseri olanlar, açık havada çalışan ve çok vakit geçirenlerdir. Güneşin keskin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkünse güneşe çıkmamak, yüksek koruma faktörlü kremler, geniş kenarlı şapkalar ve uygun giysilerle kendimizi korumak, cildimizdeki benleri kontrol ederek büyüme, şekil ve renk değiştirme durumunda gecikmeden doktora başvurmak gereklidir. Sözcü

19 Ocak 2017 Perşembe

Elektronik sigara yüzünde patladı

Andrew Hall isimli elektronik sigara kullanan bir adam, elektronik sigaranın yüzünde patladığını belirterek sosyal medya hesabından fotoğraflar paylaştı. Banyosunda elektronik sigara içen adamın yüzünde patlayan alet cildinde ikinci dereceden yanık olmasına neden oldu.


Andrew Hall isimli adam sosyal medyadan elektronik sigaranın yüzüne neler yaptığını paylaştı. Evinin banyosunda elektronik sigara içen adamın yüzünde patlayan alet cildinde ikinci dereceden yanık olmasına neden oldu.
7 dişini kaybeden adam yanıklar iyileştikten sonra bir dizi estetik operasyon geçirecek.
Ağzındayken patlayan sigaranın parçalarından bazılarının adamın boğazına kadar girip saplandığı belirtiliyor.

Adamın ağzından, dudaklarından  ve boğazından  söz konusu parçalar operasyonla alındı.
Elektronik sigaranın patlaması o derecede kuvvetliydi ki adeta bomba gibi parçaları etrafa saçıldı. Hatta banyonun tavanına kadar ulaşan parçalar duvarda ve tavanda  patlamanın izlerini bıraktı.
Söz konusu olayın görselleri talihsiz adamın Facebook hesabında paylaşım rekorları kırıyor. cnntürk







18 Aralık 2016 Pazar

Şekere bağımlı çocuk alkol bağımlılığına da aday!

Sağlık açısından kötü bir sicile sahip olan şeker ile ilgili farklı bir tespitte bulunan Psikiyatrist Yrd. Doç. Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday kişiler arasında bulunduğunu söyledi.

Psikiyatride tanı ve tedavinin geldiği son nokta, yeni yaklaşımlar psikiyatri dünyasının önde gelen isimleri ile 10. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresinde masaya yatırılıyor.
Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği’nin düzenlediği kongrede “şeker bağımlılığı ve alkol kullanım bozukluğu” arasındaki ilginç ilişki de tartışıldı.
ŞEKER BAĞIMLISI KİŞİYE ALKOL TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR ETKİ EDİYOR
Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday olduğunu söyledi. Noyan şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bağımlılık tedavisinde ilaçlara karar verirken dönem dönem hangi hastaya hangi ilaçla devam edeceğimize dair kararsızlıklar yaşayabiliyoruz. Özellikle alkol kullanım bozukluğu olan hastalarda bazı ilaçlar var, ilacın fayda etmesi için kritik incelikler söz konusu oluyor. Uzun soluklu olarak yapılan genetik analizler ve başka incelemeler mümkün ancak pratik bir yöntemle geçmiş döneminde yani çocukluğunda şeker bağımlılığı olan, şekere yatkınlığı olan, şeker yemeyi çok seven ve ondan haz alan kişiler, alkol kullanım bozukluğu ya da alkol bağımlısı olduklarında bu tedavide kullanılan ilaçlardan fayda görüyor.”
ŞEKER BAĞIMLILIK YAPIYOR
Şekerin kendisinin de aslında bir bağımlılık oluşturduğuna dikkat çeken Noyan, çocukluğundan itibaren şeker tüketmeye alışkın olan bir kişinin beyninin, uyuşturucu madde kullanıyormuş gibi ödül ceza sistemini aktive edip, dopamin salgıladığını söyledi. Sonrasında bu kişinin şekere ya da maddeye bağımlı hale geldiğini kaydeden Noyan, şeker bağımlılığının aynı zamanda yeme bağımlılığının farklı bir boyutu olduğunu kaydetti.
ŞEKER BAĞIMLISI ÇOCUĞU BEKLEYEN RİSKLER
Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların daha dürtüsel olduklarını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Noyan, bu kişilerin başka hastalıklara da aday olduklarını ifade ederek şunları söyledi:
“Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların, dürtüsel olmakla birlikte, dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğuna yakalanma riski de artıyor. Sonraki hayatlarında bu kişilerin alkol kullanım bozukluğuna yakalanma ihtimali de artıyor. Çocukluğunda şekere bağımlı olanlar ileri yaşlarda bağımlılığa da aday.”
DAVRANIŞSAL BAĞIMLILIKLARA DA ADAYLAR!
“Yediğimiz şekere karşı verdiğimiz cevap bedenimizin ödül-ceza merkezinin verdiği bir tepkidir” diyen Noyan, “Bu çocukluğumuzdan ve biyolojik, genetik olarak aktarılıyor. Sonradan edinilmiş bir şey değil. Genetik yapımız buna müsait ise şekerden keyif alıyoruz. Ödül eksikliği sendromu dediğimiz yani beynimizde dopaminerjik yolakları eksi olan kişiler stresle baş etmeye yetersiz olduklarında ya da hayattan keyif alamadıklarında alkol, madde nikotin gibi maddeleri kullanır, yemek karbonhidrat, şeker ve benzeri şeyleri yemeye daha yatkın oluyor. Bu kişiler seks, kumar ve oyun gibi davranışsal bağımlılıklara da aday oluyorlar” diye konuştu.
Bu davranışlarda bulunduklarında keyif aldıklarını gören kişilerin davranışlarını devam ettirdiklerini vurgulayan Noyan, şeker ve maddenin beyinde aynı etkiyi yaptığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Şeker yendiği ve madde kullanıldığında beynimizde olanlar birbirine yakın yolaklarda oluyor. Belki madde kadar beyindeki o dopaminerjik yolaklara ya da ödül merkezi aktive olmuyor ama alkol kullanım bozukluğunda kullanacağımız ilaçların fayda sağlayacağının işaretini veriyor. Yurt dışında yapılan çalışmalar, ailelerinde alkol bağımlılığı olan kişilerin çocuklarının şeker bağımlısı olduğu görülmüş. Şeker bağımlılığı olan çocuklu ailelerde alkol bağımlısı çok fazla olduğu tespit edilmiş.” ntvmsnc

30 Kasım 2016 Çarşamba

60'ında bırakmak bile hayatı uzatıyor

Sigarayı 60'ında bırakmak bile ömrü uzatıyor. ABD'de yapılan bir çalışma süresince, sigarayı 30'lu, 40'lı, 50'li ve 60'lı yaşlarında bırakan eski tiryakilerin, sırasıyla yüzde 16,2'si, yüzde 19,7'si, yüzde 23,9'u ve yüzde 27,9'u yaşamını yitirdi.


ABD'li araştırmacılar, sigara tiryakilerinin 60'lı yaşlarında bile sigarayı bırakmasının yaşam sürelerini uzatabileceğini belirtti. "American Journal of Preventive Medicine" dergisinde yayımlanan çalışmada, sigarayı bırakmak için asla geç olmadığı ve "ne kadar erken bırakılırsa, yaşam süresinin o kadar uzun olabileceği" bildirildi.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüsünden (NIH) araştırmacılar, 160 bin kişiyi inceledikleri çalışmada 70 yaş ve üzerindeki sigara içicilerinin altı yıl içinde ölme ihtimalinin, hiç sigara içmeyenlere kıyasla üç kat daha fazla olduğunu kaydetti.Araştırmanın yöneticisi Sarah Nash, "Veriler, sigaraya başlama ve bırakma yaşlarının ve sigara içme sürelerinin, ABD'deki 70 yaş ve üzeri yetişkinlerin ölümlerine ilişkin önemli göstergeleri ortaya koymuştur." dedi.

Nash, çalışmanın sürdüğü 6,4 yılda katılımcıların yaklaşık yüzde 16'sının öldüğünü, bunlardan yüzde 56'sının eski sigara içicilerden, yüzde 6'sının da halihazırda sigara içenlerden oluştuğunu söyledi. Kadınların hiç sigara içmemiş olma ihtimalinin erkeklere nazaran daha fazla olduğu kaydedilen çalışmada, erkeklerin sigaraya daha erken yaşlarda başlama eğiliminin daha yüksek olduğu bildirildi.

Nash, sigara içenlerin yüzde 33,1'inin hayatını kaybettiği çalışma grubunda, hiç içmeyenlerin yüzde 12,1'inin öldüğünü ifade etti. Çalışmada, sigarayı 30'lu, 40'lı, 50'li ve 60'lı yaşlarında bırakan eski tiryakilerin, sırasıyla yüzde 16,2'sinin, yüzde 19,7'sinin, yüzde 23,9'unun ve yüzde 27,9'unun yaşamını yitirdiği kaydedildi.

20 Kasım 2016 Pazar

E-Sigara hiç de masum değil

E-sigara olarak bilinen elektronik nikotin sağlayıcı sistemle solunanlarda aslında ‘yok yok”! İçeriğin bir kısmı kanserojen, nikotinse zaten bağımlılık sebebi.

Hürriyet'in haberine göre Türk Toraks Derneği, e-sigaranın bir tütün ürünü olduğunu hatırlatarak, bağımlılık yaptığı ve sağlığa ciddi zararlı olduğu uyarısında bulunuyor.Derneğin Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Başkanı Dr. F. Çağla Uyanusta Küçük’ün verdiği bilgiye göre, e-sigara sıvısının içerdiği söylenen maddelere (gliserol, propilen glikol ve nikotin) ek olarak tıbbi çalışmalarda birçok başka madde de tespit edildi. Bunlar aseton, akrolein, bütadien, sikloheksan, dietilen glikol, etilen glikol, etanol, formaldehid. Ayrıca tütün içermediği iddia edildiği halde tütün alkoloidleri (nornikotin, miyozmin, anabazin) gibi maddeler de bulundu. Dumanında ise gliserol, propilen glikol ve nikotine ek olarak asetaldehid, aseton, akrolein, formaldehid, nitrosonornikotin, metilnitrozamino, piridil, bütanon ve  kadmiyum, kurşun, nikel, bakır, kalay gibi metaller ile toluen saptandı.

Yasak ama ‘serbest’

Dr. Küçük, e-sigarayla ilgili şu uyarılarda bulundu:“İçerdiği maddelerin bir kısmı kanserojen. Bir kısmının da solunum sistemi üzerindeki olumsuz etkileri biliniyor. Bu kimyasallardan bir grubun sigarada da olduğunu bilmemiz, aynı ortamda e-sigara dumanı soluyan ikinci şahısların pasif içici olarak etkileneceklerini göstermesi açısından önemli. Ayrıca, özellikle gençler için sigara ve diğer tütün ürünlerine geçişi de kolaylaştırabilir.”E-sigara bir tütün ürünü. Dolasıyla Türkiye’de satışı yasak. Ancak internet aracılığıyla e-sigara satışı yapan 100’e yakın aktif site bulunuyor.

Sigarayı bıraktırmaz

E-sİgaranın gerçeğini bıraktırdığına dair istatistiksel olarak anlamlı tıbbi kanıt yok.  ABD’de 4 bin 500 öğrenci ile yapılan bir çalışmada, e-sigaranın sigara içme motivasyonunu azaltmadığı görüldü. Dr. Küçük, “Tıbbi çalışmalarda da en sık tüketim şeklinin hem e-sigara hem de sigaranın birlikte kullanımı olduğu saptandı” diyor.

Bağımlılık yapar

E-sİgara dumanındaki nikotin aynen sigarada olduğu gibi bağımlılık yapıyor. Ayrıca nikotin tek başına kullanıldığında bile mide-bağırsak sisteminde yan etkilere, baş ağrısına, çarpıntı ve ağız, cilt gibi bölgelerde rahatsızlık hissine neden oluyor.

11 Kasım 2016 Cuma

Madde bağımlılığına neden olan sendrom

Neden zararlı ve hatta ölümcül olduğunu bildiğimiz halde bazı alışkanlıklara devam ediyoruz? Nöroloji Uzmanı Doktor Mehmet Yavuz, beynin bir hastalığı olan bağımlılıkla ilgili önemli bilgiler verdi.


Nöroloji Uzmanı Doktor Mehmet Yavuz, bağımlılığın, bir maddenin sağlığı ve gündelik hayatı olumsuz etkilemesine rağmen kullanımına devam edilmesi olduğunu belirterek, “Kişinin bağımlılık geliştirmesinin temelinde pek çok etken vardır. Özellikle gençlerde yaygın olarak görülen bu kullanımlarda; kişilik problemleri, aile sorunları, gündelik sorunlardan uzaklaşmak, arkadaş çevresinde özentilik gibi nedenler ön plana çıkmaktadır. Bir diğer etken ise yanlış inanışlardır. Gençlerde esrar gibi bitkisel maddelerin, bağımlılık yapmayacağına dair bir inanış var fakat bağımlılık için bir maddenin doğal ya da kimyasal yöntemlerle üretilmesi fark etmez” dedi.
Bağımlılığın oluşumunda beyinin önemine vurgu yapan Nöroloji Uzmanı Doktor Mehmet Yavuz, ‘Beynin Sırları ve Manyetik Şifreleri' adlı kitabında konu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Bağımlılığın Ölçütünü; kişinin gittikçe daha yüksek dozlara ihtiyaç duyması, madde kullanılmadığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, tasarlandığından uzun süre ve miktarlarda kullanım olması, maddeyi kullanmak, temin etmek ve bırakmak için çaba ve zaman harcanması, madde bırakma çabasında başarılı olunamaması, madde kullanımı nedeniyle gündelik hayatın olumsuz etkilenmesi ve buna rağmen kişinin kullanımı sürdürmesi olarak sıralayan Dr. Yavuz, beynin ödül eksikliği ve bağımlılığı konusunda şunları söyledi; “Madde bağımlılığı ruh hastalığı değil, beynin bir hastalığı olarak kabul edilir. İnsan hayatının devam etmesi için arzu ve isteklerin ortaya çıkması bir zorunluluktur. Limbik sistem(beyindeki ödül sistemi), duygu ve davranışları kontrol etmenin yanı sıra su içmek, yemek yemek, cinsellik gibi isteklerin ortaya çıkması ve bu ihtiyaçların karşılanması için gerekli olan motivasyonun sağlanmasında etkilidir.

ÖDÜL EKSİKLİĞİ SENDROMU

Haz algısına temel oluşturan ödül sisteminin duyarsızlaşması ya da verimsiz çalışmasına Ödül Eksikliği Sendromu verilir. Bu mekanizma doğru çalışmadığında bağımlılık yapan maddelerin uzun süreli kullanımı ve maddelerin kötüye kullanımına neden olur.

Sigara, alkol ve madde bağımlılığı konusunda yapılan araştırmalarda endorfin, dopamin, serotonin, GABA, epinefrin gibi maddeler ön plana çıkmaktadır.

Endorfin, çok güçlü bir ağrı kesici ve haz duygusu oluşturan bir maddedir. Beyindeki endorfinin harekete geçmesiyle kişi bol miktarda endorfin salgılar. Böylece kişi tehlikeli bir şekilde aşırı keyifli bir moda girer. Bir süre sonra dışarıdan uyuşturucu yoluyla alınan endorfinden dolayı, vücut kendi endorfinini üretemez hale gelir. Uyuşturucu alınmadığında, endorfinin ağrı kesici etkisi ile vücut korunamadığından kişide kas, eklem ve baş ağrıları hissedilir. Böylece kişi artık keyif amaçlı değil yoksunluk belirtilerinden kurtulmak için sürekli dışarıdan endorfin alma ihtiyacı hisseder.
Dopamin, hareketlilik ve coşku üzerinde etkili, haz duygusu veren bir kimyasaldır. Madde kullanan kişilerde diğerlerine göre normalin üzerinde salgılanır. Beyin, maddenin etkisiyle fazla dopamin salgılayınca, kendini korumak için salgılamayı durdurur. Kişinin alkol aldığı günün ertesi günü daha kötü hissetmesinin sebebi budur. Bağımlı kişi aynı hazzı yeniden yaşamak için kullanılan dozu arttırmaya yönelecektir.”

UYUŞTURUCU KULLANIMINI ARTIRAN ETMENLER

Türkiye Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi(TÜBİM) tarafından 2011 yılında Genel Nüfusta Madde Kullanımı Araştırması yapıldığını anımsatan Dr. Yavuz, “Bu araştırmaya göre yaşam boyu madde kullanım sıklığı %2,7 olarak bulunmuştur. Çalışmaya göre 15-24 yaş arasında olmak, erkek olmak, bekar olmak, gelir düzeyinin 500 TL ve altında olması, tütün, alkol, hekim önerisi dışında ilaç kullanıyor olmak uyuşturucu kullanımını artırmaktadır.

BIRAKTIKTAN SONRAKİ 1 SENE ÇOK KRİTİK

Her şeyden önce şurası bilinmelidir ki; bağımlılık tedavisinde kişinin maddeden uzaklaşmayı ciddi ve samimi bir şekilde istemesi çok önemlidir. Uyuşturucunun bırakılması ile birlikte, beynin yapılanmasının yeniden düzene girmesi bir seneden önce olamaz. Bu nedenle uyuşturucu bırakıldıktan sonraki bir sene oldukça kritiktir.

Kokainde ise yapılan bilimsel araştırmalarda, sağ prefrontal bölgeye olan yüksek frekanslı manyetik uyarıların, kokain bağımlılığını tedavi etme konusunda çok önemli bir yöntem olduğu görülmüştür. Dolayısıyla kokain bağımlılığı tedavisinde öncelik sağ prefrontal bölgede olmalı, sonuç alınamadığında, sol taraftan da tedavi denemesi yapılmalıdır. Alkol bağımlılığında ise uygulama yeri, sol prefrontal korteks ve sol göz bölgesinin üzerindeki alın bölgesi olmalıdır. TMS ile alkole duyulan ihtiyaç azalmakta ve kişinin alkolden uzak durma direnci yükselmektedir.

M. Brall ve meslektaşları tarafından 2014 yılında yapılan geniş taramalı analiz sonucunda, TMS seanslarının sigara, alkol bağımlılığının yanı sıra esrar, kokain, metamfetamine, bonzai ve eroin gibi uyuşturucu madde bağımlılıklarında da ciddi bir tedavi yöntemi olduğunu bildirmişlerdir.” diye konuştu. Sözcü

20 Ekim 2016 Perşembe

Günde bir paket sigara içiyor

Kuzey Kore'deki Pyongyang Hayvanat bahçesinde yaşayan 19 yaşındaki bir şempanze günde 1 paket sigara içiyor.


Uzun süredir bakımda olan ve yenilendikten sonra yeniden açılan Kuzey Kore'deki hayvanat bahçesinin en gözde ismi 19 yaşındaki bir şempanze olan Azalea, Koreliler ona Dallae diyor.

Ne yazık ki Azalea'nın bu kadar popüler olmasının nedeni sahibi olduğu kötü alışkanlık.
Günde 1 paket sigara içen şempanze kendi sigarasını da kendi yakıyor.


Normal olmayan bu durum için hayvanat bahçesi yetkililerinin savunması ise 'İçine çekmiyor'dan öteye gitmiyor.

Kuzey Kore'deki bu yer en kötü 10 hayvanat bahçesi arasında gösteriliyor.


21 Eylül 2016 Çarşamba

Avrupa'da gençler alkol ve sigarayı bırakıp uyuşturucuya yöneliyor

Alkol ve Diğer Uyuşturucular Üzerine Avrupa Araştırma Okulu'nun (Espad) Avrupa ülkelerinde yaptığı araştırmaya göre, 15 ve 16 yaşındaki gençler arasında alkol ve sigara kullanımı azalırken, esrar kullanımı çoğaldı.


Alkol ve Diğer Uyuşturucular Üzerine Avrupa Araştırma Okulu (Espad), Almanya ve İngiltere dışındaki bütün Avrupa Birliği ülkelerinde alkol, sigara ve uyuşturucu kullanımını araştırdı. BBC Türkçe'nin haberine göre, araştırma Avrupa ülkelerinde 15 ve 16 yaşındaki gençler arasında alkol ve sigara kullanımının azaldığını, esrar kullanımının ise çoğaldığını ortaya koydu. İspanya'dan gelen veriler ise kısmen eksik olduğu araştırma, gençler arasında sigara içenlerin genel oranının yüzde 21 olduğunu gösterdi. En yüksek sigara içme oranı yüzde 37 ile İtalya'da.

1995-2015 arasında son 30 günde alkol aldıklarını söyleyenlerin oranı yüzde 56'dan yüzde 46'ye inerken, en çok esrar kullananlar ise yüzde 37 ile Çek gençleri. Esrarın, kokain ve ecstasy gibi diğer maddelere oranla daha kolay bulunabildiği belirtiliyor.

Araştırmada, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya ve Romanya'da da gençler arasında esrar kullanımının arttığı sonucuna varılıyor. Espad'in çalışmasında "Esrar kullanımı, hem hayatın bir noktasında içmiş olmak hem de güncel kullanım anlamında arttı" denildi.

13 yaşından önce her gün sigara içenlerin oranı ise 1995-2015 arasında yüzde 10'dan yüzde 4'e
geriledi.

'Alkol kullanımında azalma'

Alkol kullanımı yüksek seyrederken, hayatının bir noktasında içenlerin oranı yüzde 89'dan yüzde 81'e düştü. Gençler arasında en az alkol kullanımı olanlarsa Danimarka hariç, kuzey Avrupa ülkeleri.
Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan ve Macaristan'da ise alkol tüketimi yüksek.

Genelde uyuşturucuyla mücadele yasalarında yer almayan yeni psikoaktif maddelerse amfetamin, ecstasy, kokain ve LSD gibi maddelerden daha sık kullanılıyor.

Bu alanda yüzde 8 ile başı Estonya ve Polonya çekerken, Avrupa ortalaması yüzde 4.