25 Temmuz 2016 Pazartesi

Çocuk parklarındaki kanser tehlikesi

Onların iyi vakit geçirmesini isterken, aslında sağlıklarını tehlikeye mi atıyoruz?


Çocuklarınızı götürdüğünüz parkların zeminlerine bugün daha dikkatli bakın. Parkın zemininde kum ya da toprak mı var yoksa lastik bir malzeme mi? Uzmanlar oyun parklarına döşenmiş plastik malzemelerin, astım ve kanser riskini artırdığı konusunda uyarıyor. Peki bilimsel araştırmalarla da desteklenen bu uyarı ile ilgili tehlikenin boyutları ne düzeyde?

Oyun parklarının zemininde insan yapımı kaplama malzemelerinin kullanımı son yıllarda ciddi bir artış gösterdi. 1960’lı yıllarda ilk olarak spor sahaları için geliştirilmiş olan bu suni yüzeylerin oyun parklarında da kullanılmaya başlamasının en önemli sebeplerinden biri özellikle açık alan oyun parklarının az olduğu şehir merkezlerinde çocuklara dışarıda daha çok fiziksel aktivite yapma imkanı sağlamaktı. Şimdi neredeyse bütün oyun parkları bu malzemelerden yapılıyor. Çocukların ayaklarını çimlere, toprağa basma imkanı yok gibi…

SAĞLIĞI HANGİ BOYUTTA TEHDİT EDİYOR?

Ev ve ofis tasarımının yanı sıra çocukların yaşam alanlarını da tasarlayan Mimar Funda Varlık ile İç Mimar Oya Çavdar, çocuklarımızın sağlığını yakından ilgilendiren araştırmaların detayları hakkında önemli bilgiler verdi:

“Çocukların, evlerinin bahçesinde ya da parklarda araba lastiğinden yapılmış salıncaklara bindiği zamanları hatırlıyor musunuz? O lastikler şimdi başka ve büyük olasılıkla zarar verici bir amaç için kullanılıyorlar. Geri dönüştürülmüş araba lastikleri çocuk oyun parklarının yer kaplaması için en çok tercih edilen malzemeler haline geldiler.

KANSERE YAKALANMA RİSKİNİ ARTIRIYOR

Araba lastikleri kauçuk ağacından elde edilmiş doğal kauçuk içermekle birlikte, aynı zamanda ftalatlar (bunlar hormonları etkileyen kimyasallar), polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH’ler), uçucu organik bileşikler (VOC’ler) ve sağlık üzerinde olumsuz etki yapan ya da yaptığından şüphe duyulan diğer bazı kimyasallar içeriyorlar. Örneğin, PHA’ler petrol, gaz, kömür ya da çöp atıkları yandığında ortaya çıkan doğal ya da insan yapımı kimyasallar. ABD Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) göre PAH’lerle kirlenmiş bir havayı solumak kişinin kansere yakalanma riskini arttırıyor. Toksik Maddeler ve Hastalık Kayıt Ajansı’na (ATSDR) göreyse PAH’ler kişinin hem kansere yakalanma riskini hem de yeni doğan bebeklerdeki doğum kusurları riskini arttırıyor.

2010 yılında EPA çeşitli devlet ve federal ajanslardan temsilcilerin katıldığı bir toplantı organize etti ve bu toplantıda zeminleri geri dönüştürülmüş lastikten yapılmış oyun parklarında kimyasallara maruz kalmanın güvenli sınırı nedir konusu ve bu konuyla ilgili daha fazla araştırma yapabilme imkanları tartışıldı. Laboratuvar bulgularına dayanarak, “PAH’leri solunum yoluyla vücuda almanın ve bu kimyasallara temas etmenin insanlarda kanser gelişimiyle ilgisi olduğu” sonucuna varıldı. Californiya Çevre Koruma Ajansı (OEHHA) tarafından 2007 yılında geri dönüştürülmüş lastiklerden yapılmış park zeminlerinin çocukların sağlığı üzerindeki potansiyel zararlarını değerlendirmek için laboratuvar çalışmaları yapıldı. Araştırmalardan biri çocukların ufalanmış lastik parçalarını çiğneyerek veya onlara dokunarak ya da dokunduktan sonra ellerini ağızlarına götürerek bu materyallerle temas etmelerinin ardından salınan ve çocuklara zarar verebilecek kimyasal seviyelerini değerlendiriyordu. Alınan numunelerinde “krizen” olarak bilinen PAH’lerden biri OEHHA tarafından öngörülen risk seviyesinin üzerinde çıktı ve dolayısıyla bu durum da çocuklarda kanser gelişimi riskini arttıran bir faktör olarak kabul edildi.

25 DERECEDE BİLE HAVAYA KARIŞIYOR

İspanya’da 2012 yılında yapılan bir araştırmada çocuk oyun parklarının zeminlerinden alınan lastik malçların çoğunda yüksek seviyelerde zararlı kimyasallar olduğu sonucuna varıldı. Bu araştırma kapsamında şehir merkezi sayılabilecek yerlerdeki dokuz parktan 21 numune alındı. Yapılan analizler sonucu bütün numunelerin en az bir tehlikeli kimyasal içerdiği ve birçoğunun da yüksek seviyelerde birkaç PAH kimyasalı içerdiği tespit edildi. Tanımlanan bazı PAH’ler sıcağın etkisiyle havaya karışabilen maddelerdi, ki bu da çocukların bu maddeleri solunum yoluyla vücutlarına alma riskini doğuruyordu. Havaya karışma durumunun gerçekleşmesi için gereken sıcaklık seviyesi bazı kimyasallar için çok yüksek olsa da (60 ºC gibi), birçok kimyasalın daha düşük sıcaklıklarda (25 ºC gibi) havaya karışması mümkün. Araştırmacılar geri dönüştürülmüş lastikten yapılan oyun parkı zeminlerine “bir sınırlama getirilmesi ya da bazı durumlarda bu tür zeminlerin tamamen yasaklanması” sonucuna vardılar.

ASTIMA SEBEP OLUYOR, DERİYİ VE GÖZLERİ TAHRİŞ EDİYOR

2015 yılında yapılan bir araştırmada lastik parçalarından okul spor sahalarını yapan beş farklı firmadan alınan beş numunede bulunan kimyasallar ve içinde çocuk oyun parklarının zeminlerinde kullanılacak lastik malç olan açılmamış dokuz torbadan dokuz farklı numune analiz edilmiş. Araştırmacılar numunelerde 96 çeşit kimyasal bulmuşlar. Daha önceden test edilmiş kimyasallardan yüzde 20’sinin kansere yol açma ihtimali olduğu ve kimyasalların büyük kısmının da tahriş ediciler (irritantlar) yani vücudun tepki vermesine sebep olan maddeler olduğu belirlenmiş. Bunlardan yüzde 24’ünün astıma sebep olabilen solunum yolları tahriş edicileri, yüzde 37’sinin deride tahriş edici etki bıraktığı ve yüzde 27’sinin de gözlerde tahriş edici etki yaptığı sonucuna varılmış.
ABD Hükümeti 2016 yılının Şubat ayında geri dönüştürülmüş lastik parçalarının kullanımının insan sağlığı üzerindeki risklerini daha iyi anlamak için yeni bir eylem planı açıkladı. Bu eylem planı çerçevesinde ABD Hükümeti'nin dört ajansı görevlendirildi: Bunlar EPA: , Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), ATSDR ve Tüketici Ürünleri Güvenliği Komisyonu (CPSC). Bu kurumlar 2016 yılı sonu itibariyle taslak bir rapor yayınlayacaklar.

ÇOCUĞUNUZU O PARKLARA GÖTÜRMEYİN

Bütün bu anlatılanlar ışığında çocuklarınızı oyun parklarındaki zararlı kimyasallardan nasıl koruyabilirsiniz? Mimar Funda Varlık ile İç Mimar Oya Çavdar, bu konuda şu tavsiyelerde bulundu: Çevrelerindeki kimyasallara maruz kalmanın yetişkinlere göre çocuklara daha çok zarar verdiğini unutmayın çünkü küçük bedenlerde maruz kalınan kimyasal oranları daha yüksek oluyor ve vücutları hala gelişme aşamasında. Bu nedenle zararlı olduğu bilinen ya da öyle olduğundan şüphe duyulan kimyasallarla çocuğunuzun temasını ciddi ölçüde azaltmanız (mümkünse tamamen bitirmeniz) çok önemli. Yaşadığınız yerde birden fazla oyun parkı varsa çocuğunuzu zemini geri dönüştürülmüş lastik parçalarından yapılmış olan parka götürmeyin.

KIYAFETLERİNİ EVE GİRMEDEN ÇIKARIN, ELLERİNİ YIKAYIN

Çocuğunuz parktan eve döndüğünde, üzerinde ufalanmış lastik parçaları görürseniz, çocuğunuz eve girmeden kıyafetlerini çıkarın. Bir önlem olarak küçük çocuklar dışarıda oynadıktan sonra ve yemekten önce ellerini mutlaka yıkamalılar. Ebeveynler, yerel yöneticileri oyun parklarında geri dönüştürülmüş lastik ya da çocuklar düştüğünde fazla güvenli olmayan ve solunumla ya da temasla sağlıklarını tehdit eden diğer maddelerden yapılmış zeminler yerine ahşap parçalarından yapılmış zeminler kullanmaları konusunda ikna edebilirler.”

PARKLARA UYARI LEVHALARI KONULMALI

Parklar ve spor sahalarındaki toksik suni çimlerin de çocukların ve sporcuların sağlığını tehdit ettiğini belirten Mimar Varlık ile İç Mimar Çavdar, parklarda, oyun parklarında oyuncakların, park zemin ve aparatlarının hangi maddelerden yapıldığı ve olası zararları hakkında bilgilendirici uyarıların konulması gerektiğini sözlerine ekledi. Sözcü

Limonlu suyun 16 faydası

Limonlu su zayıflatmanın yanı sıra, boğaz ağrısından kabızlığa kadar pek çok sağlık sorununa iyi geliyor

Vitamin ve mineraller açısından oldukça zengin bir içecek olan limonlu suyun 16 faydası bu listede:
Boğaz ağrısı: Ilık limonlu su içmek boğaz ağrısı ve farenjitten kurtulmaya yardımcı olur.

Böbrek taşı: Limonlu suyun en temel faydalarından birisi böbrek taşına iyi gelmesi ve onu önlemesi özelliğidir. Normal şekilde böbrek taşları vücuttan çok fazla rahatsızlık vermeden atılır. Ancak bazen idrar akımına engel olur ve yoğun ağrılara sebebiyet verir. Limonlu su içmek vücuda yeniden su kazandırmada ve idrarı sulandırılmış şekilde tutmada yardımcı olur. Bu da böbrek taşı oluşum riskini azaltır.

Kalori alımını azaltır: Limonlu su, şeker oranı yüksek meyve sularına ve içeceklere iyi bir alternatif oluşturur. Özellikle diyabet hastaları ve kilo vermek isteyen kişiler için iyi bir içecektir.

Sağlıklı karaciğer için faydalıdır: Limonlu suyu içmek karaciğerde bulunan sindirim enzimlerini harekete geçirmede yardımcı olur. Ayrıca kanın oksijen durumunu düzenlemede de yardımcı olur.

Sindirime yardımcı olur: Limonlu suyun içerisindeki limon suyu sindirim için gerekli olan hidroklorik asit üretimini destekler. Ayrıca asitlik derecesini ve gut hastalığı riskini azaltır. Sindirim sorunlarından şikâyetçi olan kişilerin düzenli olarak limonlu su tüketmesi tavsiye edilmektedir.

Ayrıca ishal ve benzeri sorunları önler. Kadınlar da adet sancılarından kurtulmak için limonlu su tüketebilir.

Kabızlığa iyi gelir: Limonlu su kazbızlık tedavsinde faydalıdır. Bu yüzden her sabah ılık limonlu su içilerek günün geri kalan kısmında kabızlıktan kurtulabilirsiniz.

Bağışıklık sistemini güçlendirir: Limonlu su, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlamada yardımcı olan C vitamini ve bitkisel gıda kaynağıdır. Ayrıca içerisindeki önemli vitamin ve mineraller sayesinde vücuttaki enerji seviyesini artırmada yardımcı olur.

Kanser önleyici özellikler: Limonlu su içmek kanseri önlemede faydalıdır. Araştırmalar limonun tümör önleyici özellikleri ile kanser riskini azaltmada yardımcı olduğunu göstermektedir.

Kilo vermede yardımcı olur: Her sabah balla birlikte ılık limonlu su içmek daha kolay bir biçimce ekstra kilo vermeye yardımcı olur.

Romatizma: Yemeklerden önce ve yatma zamanında limonlu su içmek romatizmadan kurtulmaya yardımcı olur.

Aft: Ağzı ılık limonlu su ile çalkalamak ağrılı aftlardan ve ağız ülserinden kurtulmaya yardımcı olur.
Diş eti rahatsızlıkları: Limonlu su içmek, şişmiş diş etleriyle ilgili ağrılardan kurtulmaya yardımcı olur.

Stresi azaltır ve tansiyonu düşürür: Limonlu suyun diğer önemli bir faydası ise stresten, depresyondan ve endişeden kurtulmayı sağlayarak tansiyonu düşürmesidir. Limonlu su içmek ayrıca bir rahatlama hissi getirir.

pH Seviyesini Dengeler: Bir bardak limonlu su içmek tüm vücudu alkalileştirir ve vücudun pH seviyesini dengeler. Asitli vücut ile bağlantılı birçok hastalık ve durumlar vardır. Uygun sağlık için vücudun alkali durumunu muhafaza etmesi çok önemlidir. Limonlu su vücudun alkali seviyesini normal seviyede tutar.

Vücudu zehirden arındırır: Limonlu su kandaki toksinleri azaltarak tüm vücudu temizlenmesinde yardımcı olur. Limonun içerisindeki besin öğeleri idrar çıkarmada artışı hızlandıran doğal idrar söktürücü görevi görerek toksinlerin yanı sıra gereksiz maddeleri dışarı atılmasına destek olur.

Cilt bakımı: Günlük olarak limonlu su tüketimi derinin canlanmasına yardımcı olur. Limon antioksidanlarla yüklüdür ve yaşlanmayı önleyen özellikleri ile iyi bilinirler. (sözcü.com.tr)

21 Temmuz 2016 Perşembe

Dünyadaki yetişkinlerin yüzde 20’si obez olacak

Op. Dr. Murat Üstün, obezitenin bir salgın gibi arttığını belirtiyor.


Gelecekte daha ciddi boyutlara ulaşacak olan obezite sorunu ile ilgili konuşan Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’nin obezite cerrahisi konusunda bir merkez olmasını arzuladıklarını belirtti. Bu amaçla İngiltere ile Türkiye arasında bir sağlık köprüsü kurma misyonuyla yola çıktıklarını belirten Üstün, obezite hastalığının insanlar üzerinde yarattığı etkileri üzerine konuştu.

OBEZ ERKEKLERİN SAYISI 3 KAT ARTTI

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de obeziteye karşı topyekün bir savaş yürütüldüğünü belirten Op. Dr. Murat Üstün, özellikle İngiltere'deki araştırmaların önemli olduğuna dikkat çekiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor, “Londra'da bulunan Imperial College’ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre, 2025 yılına kadar dünyadaki yetişkinlerin %20'sinin obez olacağı öngörülüyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucunda ise 1975 yılında sadece 105 milyon olan obez kişi sayısının, 2014'te 641'e çıktığı belirtiliyor. 1975'ten bu yana obez erkeklerin sayısının ise yaklaşık üç kat artarak %3,2'den %10,8'e yükseldiği, kadınlarda ise %6,4'ten %14,9'a iki kat arttığı açıklanıyor.”

TÜRKİYE TEDAVİ MERKEZİ OLABİLİR

Ülkemizin obezite konusunda dünyada 7’nci sıraya yükseldiğini belirten Üstün, sadece ülkemizin değil özellikle Avrupa’nın da büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Obezite hastalığı konusunda İngiltere’de yapacağı araştırmalar sayesinde, Avrupa ve Türkiye arasında önemli bir işbirliğine imza atacaklarını söyleyen Üstün, özellikle Hollanda, İngiltere, Avustralya ve Almanya başta olmak üzere obezite konusunda yurtdışında yaşayan birçok hastalarının olduğunu açıklıyor.

Op. Dr. Murat Üstün, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin özellikle cerrahi tedaviler konusunda ileri seviyede oluşu ve yurtdışında sağlık sistemlerindeki aksamalardan dolayı hastaların Türkiye’de tedavi görmeyi tercih ettiğini anlatıyor.

İngiltere’de 500 bine yakın Türk’ün yaşadığını belirten Üstün, sağlık sistemindeki problemlerden dolayı çalışmalarının bir ayağını İngiltere’deki Kings College ve Imperial College’da Türk hekimlerinin kurduğu bir dernek olan ATHPA (İngiltere Türk Sağlık Profesyonelleri Derneği) ile gerçekleştireceklerini ve obezite konusunda bu çalışmalar ışığında önemli bir yol alınacağının altını çiziyor. sözcü

Nar hücre ömrünü yüzde 50 uzatıyor

İsviçreli bilim insanlarının yaptığı araştırmada, narın hücre ömrünü yüzde 50 uzattığı ortaya çıktı.

İsviçre’de  Lozan Politeknik Federal Üniversitesi’nin yaptığı araştırma narın sağlığa muhteşem etkisini ortaya koydu. Düzenli olarak nar yemek ömrü uzatıyor… Nar yaşlanan kasları güçlendiriyor, hücredeki mitokondri organellerine olumlu etki yapıyor.

HÜCRE YENİLENMESİNE YARDIMCI OLUYOR

Nar yaşlanmayla birlikte zayıflamış mitokondrinin tekrar eski gücünü kazanmasına yardımcı oluyor. Narda bulunan kimyasallar bağırsakta yaşayan bakteriler sayesinde ‘urolithin A' adlı bileşiğe dönüşüyor. Bu bileşik de hücrelerin yenilenmesine yardımcı olarak yaşlanmayı geciktiriyor. Araştırmacılar, kurtçuklar üzerinde gerçekleştirilen testlerde ‘urolithin A' bileşiğinin, hücrenin ömrünü yüzde 50 oranında uzattığını duyurdu.

'Ayran kanser riskini düşürüyor'

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yonca Yüceer, hem sağlığı korumak hem de sıcaklarda ferahlamak için asitli içecekler yerine ayran içilmesini önerdi. Yüceer, ayranın kanser riskini düşürmeye yardımcı olduğunu da belirtti. Ayranın en büyük faydası ise, içindeki probiyotikler sayesinde ikinci beynimiz olarak da bilinen bağırsaklara.



Yüceer, ayranın serinletici özelliğinin yanı sıra sağlık açısından da yararlı olduğu için her yaş grubunca tüketilmesi gerektiğini söyledi.

FERMENTE SÜT ÜRÜNÜDÜR VE BESLEYİCİDİR

Ayranın fermente süt ürünleri arasında yer aldığını belirten Yüceer, "Oldukça besleyici bir süt ürünüdür. Ayran, sütte bulunan besin ögelerinin birçoğunu taşıyor. Protein, yağ, vitaminler, mineral maddeler, özellikle kalsiyum bakımından süt ve süt ürünlerinin en önemli gıdalarından biridir." dedi.

'Ayran kanser riskini düşürüyor'

Yüceer, yaz aylarında soda, gazoz benzeri asitli içecekler yerine ayran gibi sağlıklı ürünler tüketilmesini önerdiklerini anlattı.

5 VİTAMİN VE KALSİYUM KAYNAĞI

Kalsiyum kaynağı ayranın, A, B12, D, B2 ve B6 vitaminleri yönünden de zengin olduğunu dile getiren Yüceer, "Vücudun sıvı dengesinin korunması açısından da önemlidir. İçinde yoğurtta olduğu gibi canlı mikroorganizmaların bulunması nedeniyle bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesi bakımından ayran içilmesi sağlık üzerine olumlu katkılar sağlıyor." ifadesini kullandı.

LAKTİK ASİT SİNİRLERİ GEVŞETİYOR VE UYUTUYOR

Yüceer, ayrandaki laktik asidin sinirlerin gevşettiği ve rahatlık hissi sağladığı için bazı kişilerde uyku haline neden olabildiğini aktaran Yüceer, "Ayran, tek başına veya yemeklerle beraber her yaştan insanın tüketebileceği oldukça besleyici ve sağlıklı bir içecektir." diye konuştu.

"KANSER RİSKİNİ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI"

Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Beslenme ve Diyet Birimi Sorumlusu Başdiyetisyen Sevinç Yetişen de ayranın her mevsim tüketilebilme özelliğinin yanında yaz aylarında serinlik veren, probiyotik zengini ve sağlığa yararlı bakteriler barındıran bir içecek olduğunu aktardı.

PROBİYOTİK VE KANSER RİSKİNİ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI

Ayranın faydalarına değinen Yetişen, şu bilgileri verdi: 

"Sağlığa faydalı bir bakteri olan probiyotik, kanser riskini düşürmeye yardımcıdır. Protein, vitamin, yağ ve mineral bakımından zengin bir içecek olan ayranın sindirimi süte göre daha kolay olduğu için sütü sindirmekte güçlük çekenler için de iyi bir kalsiyum alternatifi olarak önerilebilir. Ayran, vücutta sağlığa zararlı bakterilerin çoğalmasını önlemeye yardım eder. Mide enfeksiyonları ve bağırsak sağlığını düzenlemesi nedeniyle ishalin iyileşmesini sağlar. Ayran, mide asidini nötralize eder ve içermiş olduğu laktik asit sayesinde asidin mide dokusuna zarar vermesini önleyerek, mide ekşimesini gidererek mideyi rahatlatır. Ayranın yapısında bulunan biyoaktif proteinler, kolesterol seviyesini kontrol altında tutmaya yardımcı olur."

KEMİKLERİN BÜYÜMESİNİ DESTEKLİYOR

Yetişen, ayranın, tuz, çeşitli elektrolitler ve su bulunması dolayısıyla vücudun yaz aylarında terlemeyle kaybettiklerinin yerine konulmasını, sıvı akışını dengelemek ve normal kan basıncını sağlamak için gerekli potasyumu sağladığını belirtti.

Kasların kasılmasına yardımcı olan ayranın baş dönmesi ile düşük tansiyonun normal değerlere dönmesine de yararının bulunduğunu dile getiren Yetişen, "Zengin kalsiyum içeriği ile ayran, kemiklerin büyümesini destekler, kemik hastalıkları riskini azaltır, kasların korunmasına yardımcı olur. Vücut için gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamaya yardımcıdır. Vücudumuzdaki hücrelerin onarımı ve yaşaması için gerekli olan zengin bir protein kaynağıdır. Protein, özellikle güçlü kemik, kas ve cilt için oldukça faydalıdır." ifadelerini kullandı.

'İnsanlık ölmedi' dedirten fotoğraflar

Bazen bütün insanların kötü olamayacağını hatırlamaya ihtiyacımız olur. Darbe girişimiyle birlikte başlayan gergin günler de o zamanlardan biri.


İşte, toplumsal gerginliği ve moralsizliği üzerimizden atmaya yardım eden, yeryüzünde iyiliğin ve iyi insanların olduğuna dair inancımızı pekiştiren görüntüler...
Doktor, kalp ameliyatına girecek olan iki yaşındaki çocuğu ameliyat öncesinde böyle sakinleştirdi.
Bangladeş'te kahraman çocuk, kendi hayatını riske atma pahasına yavru geyiği sel suyunda boğulmaktan kurtardı.
Marketten satın aldığı kaplumbağayı denize atan adam.
Polis memuru intihar etmekte olan bir genci ikna etmeye çalıştı ve başardı. Olaydan sekiz yıl sonra iki çocuk babası olan genç, Amerikan İntiharı Önleme Vakfı'nda, kendisini kurtaran polise ödül verdi.
Rio De Janeiro'da bir adam, evsiz bir kıza kendi ayakkabılarını verdi.
Brezilya'da bir protesto esnasında polis memuru göstericilere "Olay çıkarmayın, doğum günümde yapmayın" deyince, kısa bir süre sonra protestocular ona doğum günü pastasıyla sürpriz yaptı.
Market çalışanı, yaşlı adamı, arabaya gidene kadar masa şemsiyesiyle yağmurdan korumaya çalıştı.
Pakistan'da bir garson, ellerini kullanamayan bir evsize kendi elleriyle yemek yedirdi.
Bir adam, hasta köpeğini, ağrılarına iyi geldiği için her akşam gölde yüzdürüyor.
Türkiye'de yaşanan bir olay. Genç çift, düğünlerinde 4 bin mülteciye yemek verdi.
Polis memurunun aileye yeni katılan minik üyeye sevgi gösterisi.
İki adam, yılbaşında, bir evsize hediye ve yiyeceklerle sürpriz yaparken...
Japon polisler, ördek ailesine karşıdan karşıya güven içinde geçebilmeleri için böyle yardım etti.
Norveçli gençler, okyanusa düşen kuzuyu boğulmaktan kurtardı.
Beş yaşındaki kızın evlatlık alınma duruşmasında mahkeme üyeleri onu Disney kostümleriyle karşıladı.
ntvmsnc

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Sağlıklı yaşamın 10 basit kuralı

Sağlıklı yaşamın sırları bu listede...

Sağlıklı yaşamın küçük ama çok etkili püf noktaları var. Uzun ve sağlıklı bir ömür için yapacağınız bu basit değişiklikler sayesinde yaşam kalitenizi yükseltebilir, bedeninizin ve zihninizin maksimum kapasitede çalışmasını sağlayabilirsiniz. Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alev Özsarı sağlıklı yaşam için yapılması gerekenleri sıralıyor.

1) Dengeli beslenin

Güne sağlam bir kahvaltı ile başlamak sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlardan biridir. Dengeli beslenirken öncelikli olarak dikkat edilmesi gereken şey mevsim sebze ve meyvelerini tüketmektir. Mevsiminde yetiştirilen meyve ve sebzeler daha sağlıklı olur, özel ortam ve destek gerektirmez. Günde 3 ana öğün, 3 de ara öğün yapmak gerekir. Bol su içilmeli, yağ oranı düşük, karbonhidrat ve protein oranı orantılı yiyecekler tercih edilmelidir.

2) Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara asla içilmemeli, bırakmak için gerekirse yardım alınmalıdır. Yapılan araştırmalarda, çocukların yanında içmediğini savunan ebeveynlerin kıyafetlerindeki nikotinin bile çocukları etkilediği saptanmıştır. Sigara kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve kansere (Akciğer, yemek borusu, ağız içi, burun-boğaz, gırtlak, pankreas, böbrek, lösemi) neden olabilir.

3) Düzenli uyuyun

Bağışıklık sisteminizin dinlenmesine müsaade etmeliyiz. Bağışıklık ve deliksiz bir uyku uyumak birbirine bağımlı iki şey olduğu için kronik uykusuzluk, bağışıklığınızın zarar görmesine neden olur ve vücudunuzun hastalıklarla savaşmasını engeller.

4) Spor yapın

Vücudun spora en hazır olduğu vakit akşamdır. Ancak her zaman spor yapılabilir. Bacak, karın, kol, göğüs ve bel kaslarını çalıştıracak aktiviteler oldukça önemlidir. Hayatınız boyunca yapacaksanız günde 10 dakikalık hafif tempo koşu ve 10 dakikalık (Mekik, yan mekik, ayak gerdirme) hareketleri yeterli olur. Haftada 3 kez spor yapabiliyorsanız en az 20 dakika, daha az zaman ayırıyorsanız en az 45 dakika olmalıdır.

5) Güneşten uzak durun

D Vitamini kaynağı olan ancak kanser ve yaşlanmaya neden olan güneş ışınlarına sabah ve akşamüzeri çıkmaya çalışılmalıdır. D vitamini aynı zamanda antioksidandır, bağışıklık sistemini destekler, günlük oral alım tavsiye edilir.

6) Beyninizi aktif tutun

Bulmacalar, zeka oyunları, zeka soruları ve hafıza teknikleri beyni aktif tutar. Ama yorulduğunuzda beyninizi zorlamayın. Her gün okuyacağınız 20 sayfalık bir kitap, yemeklerinizde kullanacağınız baharatlar (Özellikle zerdeçal, safran, tarçın) beynin aktif kalmasına yardımcı olur. Her gün, her alanda yeni tatlar almaya çalışın.

7) Kendi kontrolünüzü kendiniz yapın

Özellikle duşta ve duş aldıktan sonra vücudu kontrol etmek, yeni yumruları, ben’leri tespit etmekte yararlıdır. Meme kanserini ve yeni çıkan, şekil değiştiren nevüsleri (Ben'leri) erken tespit etmek çok önemlidir.

8) Temiz kalın

Vücudunuzun temiz kalmasına özen gösterin. Haftada en az 2 kez ya da 3 günde bir kez banyo yapın. Sabun, lif ve şampuan gibi temizlik araçlarını kullanın ve vücudunuzun her tarafını iyice ovun. Tuvalet temizliğine özen gösterin ve ellerinizi sık sık sabunla yıkayın. Birçok bulaşıcı hastalık ellerden yayılabilir, bunu sakın unutmayın.

9) Aşılanın

Artık yetişkinlerin de bir aşı takvimi var. Korunabileceğimiz aşısı olan hastalıklardan korunmalıyız. Her yıl ölümlere yol açan, iş gücümüzü etkileyen mevsimsel gribe karşı mutlaka aşı olmalıyız. Kronik hastalıkları olanlara pnömoni aşısı, zona aşısı öneriliyor. Her 10 yılda bir tetanoz aşısı olmak gerekir. Rahim ağzı kanserinden korunmada kız çocukları başta olmak üzere tüm çocuklara HPV aşısı yaptırılmalıdır.

10) Stresle başa çıkmayı öğrenin

Stresle baş etmenin sağlıklı yollarını bulun, Çünkü stres hormonları bağışıklık sistemine zarar verir. Yoga, müzik dinlemek, yürüyüş yapmak, düzenli gülmek ve masaj gibi yöntemlerle stresle mücadele ederek bağışıklık sisteminizi destekleyebilirsiniz. Sosyal ilişkilerin iyi olması, kişinin sevdikleriyle birlikte olması, kucaklaşmalar, stres ve gerilimi azaltır. Kucaklaşma ile kişi yalnızlık ve korkularını yener, sevildiğini hisseder. Mutlu olmak stresle başa çıkmada önemlidir.

12 Temmuz 2016 Salı

Vegan çiftten bebeklerinin velayeti alındı

İtalya’nın Milano kentinde vegan bir çiftin bebeği yetersiz beslenme ve kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılınca, mahkeme çocuğun velayetini anne-babasının elinden aldı.


Hindistanlı baba ile İtalyan annenin, hiçbir tür hayvansal gıdanın yer almadığı vegan diyetiyle beslendiği, oğullarına da bu diyeti uyguladığı belirtildi.

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberine göre büyükanne ve büyükbabası tarafından hastaneye götürülen Andrew isimli 13 aylık bebeğin 3 aylık bir bebeğin gelişimini gösterdiği, kalsiyum eksikliğinden kalp rahatsızlığına kadar birçok bozukluk taşıdığı belirlendi.

İtalyan basınında yer alan haberlerde anne ve babanın, hastanede de doktorlara bebeğe hayvanlardan elde edilmiş herhangi bir gıda ya da ilaç vermemelerini söylediği yazıldı. Oğullarının kalp rahatsızlığı için ameliyat edilmesine de karşı çıkan çift bebeği evlerine götürdü.

Ancak San Donato Hastanesi yetkililerinin şikayette bulunması üzerine mahkeme, bebeğin velayetinin anne-babasından alınarak geçici olarak hastaneye verilmesine karar verdi. Bunun üzerine Andrew kalp ameliyatı geçirerek hastanede tedavi altına alındı.

Mahkeme, bebeğin velayetinin büyükanne-büyükbabasına mı yoksa bir kuruma mı verileceğine karar verene kadar bebeğin hastanede kalmasına hükmetti.

‘ANNE VE BABA TEDAVİYİ REDDEDİYOR’

Mahkeme kararında “Ebeveynleri tedaviyi reddediyor, oğullarının ciddi kalp rahatsızlığını görmezden geliyor, hiçbir gıda takviyesi olmadan çok katı bir vegan diyeti uyguluyordu” denildi.
Olay İtalya'nın en çok tartışılan konularından biri haline gelirken, Il Foglio gazetesi manşetini bu tartışmalara ayırdı. Gazete, Andrew vakasıyla birlikte geçmişte yaşanan tartışmalara da yer vererek vegan diyetini savunanlar ve karşı çıkanların görüşlerini bir araya getirdi.

Il Foglio'nun sözlerine yer verdiği bir yorumcu “Dengeli beslenmek için gerekli gıda maddelerinin doğru miktarlarda alımına dikkat edilirse vegan usulü beslenmek zarar vermez” derken, bir başkası da “hem veganların hem de etoburların ırkçılık derecesinde fanatikleşebildiğine” dikkat çekti ve “Etoburlar için et yemeyenler acınacak fanatiklerdir. Evet, tofu cihacıları da var. Ama hayvanları yememek hijyenik ve pasif bir tercih” dedi.

Corriere della Sera gazetesine konuşan çocuk doktoru Luca Bernardo ise “Anne babaların çocuklarını sıra dışı bir diyetle beslemek istemesi sorun değil ancak takviyeler yardımıyla besinsiz kalmalarının önlenmesi gerekir” uyarısında bulundu.

MAHKEME HAFTA BİR ET YEMESİNE HÜKMETTİ

İtalya’da geçen aylarda da Cenova ve Floransa kentlerinde vegan diyetiyle beslenen 2 yaşındaki ve 11 aylık iki bebek hastaneye kaldırılmıştı. Geçen yıl da bir mahkeme, vejetaryen bir annenin oğluna haftada en az bir kez et yedirmesine hükmetmişti.

İtalya'da vejetaryen ve vegan beslenme şekillerinin gittikçe yaygın hale geldiği, nüfusun yüzde 2,9’unun her tür hayvansal ürünü yemekten kaçındığı belirtiliyor. sözcü.com.tr

3 güneşli gezegen

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 3 tane yıldızı bulunan, kütle olarak Jüpiter’den 4 kat büyük gezegen keşfetti.

Dünyanın en büyük teleskoplarından biriyle çalışan gökbilimcilerin yaptığı keşifte, HD 131399Ab adıyla etiketledikleri gezegenin 16 milyon yaşında olduğunu tahmin ediliyor. 580 santigrat derece sıcaklığında olduğu kaydedilen gezegenin, Güneş Sistemi’nin yaklaşık 340 ışık yılı ötesinde bulunduğu açıklandı.

Türkiye’nin en gözde meslekleri

Yapılan araştırmaya göre, Türkiye'nin en gözde meslekleri arasında mühendislik, doktorluk ve avukatlık yer alıyor. Gençler ise iş seçiminde kriter gözetmiyor ve “Fark etmez” diyor...


Uluslararası Antalya Üniversitesi tarafından TNS ortaklığıyla gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları paylaşıldı. Araştırmaya göre; lise ve üniversite öğrencisi gençlerin yüzde 38,9'u departman/ bölüm ya da şirket ayırt etmeden iş seçimi yapacaklarını belirtti. Gençlerin yüzde 25’i iş seçimini şirket ismine göre, yüzde 20’si bölüm/departmana göre, yüzde 17’si ise sektöre yapacağını söyledi.

18-24 yaş gençlerin gençlerin yüzde 20'si sektörüne göre çalışacağım yeri seçerim derken, bu oran 25-34 yaş arası gençlerde yüzde 4'e düştüğü gözlemlendi. 25-34 yaş gençler ayrıca yüzde 53,4 ile kriter önemli değil diyen grup olarak dikkat çekti.

İş seçiminde kriter aramayanların oranı lise mezunu gençlerde yüzde 40,7 olurken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 29,4 oldu. Kırsal kesim de yüzde 64,5 ile yeter ki iş olsun diyen kesim oldu.

GÖZDE MESLEK MÜHENDİSLİK VE DOKTORLUK

18-34 yaş arası gençler arasında son yılların en popüler mesleği yüzde 16 ile mühendislik olurken, bunu yüzde 15,4 ile doktorluk, yüzde 8,4 ile avukatlık, yüzde 8,3 ile öğretmenlik takip etti.

Tüm yaş gruplarında ise Türkiye'nin gözde mesleği yüzde 17 ile doktorluk oldu. Avukatlık yüzde 25,6 ile Ege bölgesi için en gözde meslek olurken, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en gözde mesleği ise Türkiye ortalamasının üstünde (yüzde 26,4) doktorluk olarak öne çıktı.

Türk halkı ise mesleğini seçme şansı verilse tercihini yüzde 15,5 ile ilk sırada doktorluktan yana kullandı. Halkın yüzde 11,8'i mevcut mesleği yerine öğretmen olmak isteyeceğini belirtirken, avukat olmak isterdim diyenlerin oranı yüzde 9,8 oldu.

Doktorluğu meslek olarak seçmek isteyenlerin ilk 5 tercih sebebi ise şöyle; yüzde 13'ü kazancı iyi olduğu için , yüzde 12'si saygın bir meslek olduğu için, yüzde 9'u sevdiği, yüzde 8 iş imkanı çok olduğu için, yüzde 6'sı ise hayalindeki meslek olduğu için bu mesleği tercih etmek isteyeceğini belirtti.

Öğretmenliği seçmek isteyenler ise; yüzde 23 oranla sevdiği için bu mesleği tercih etmek isteyeceğini söylüyor. Avukat olmak isteyenlerin yüzde 13'ü sevdiği için, yüzde 11'i kazancı iyi olduğu için tercih edeceğini belirtiyor.

Polis olmak isterdim diyenlerin yüzde 25'i sevdiği için, yüzde 21'i ise hayalindeki meslek olduğu için seçmek istediklerini belirtti. İş imkanının çokluğu sebebiyle polisliği seçenlerin oranı yüzde 8 olurken, saygın bir meslek olduğu için seçerim diyenlerin oranı yüzde 4 oldu. Polisliği maddi getirisi için seçmek isteyenlerin oranı ise sadece yüzde 1.

DOKTORLAR DA DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR

Araştırma kapsamında görüşülen doktorların sadece yüzde 1,1'i mesleğini değiştirmek istemediğini belirtirken, öğretmenlerin yüzde 24,2'si mesleğimi değiştirmek istemezdim dedi. Avukatların yüzde 4,3'ü mesleğinde kalmak istediklerini ifade etti. Gazetecilerin ise yüzde 3,3'ü tekrar seçecek olsa yeniden gazeteciliği seçeceğini belirtti.

GENÇLER EĞİTİME DEVAM ETMEK İSTİYOR

Araştırma kapsamında görüşülen lise ve üniversite öğrencilerinin yaklaşık olarak 3'te 1'i, hem çalışıp hem yüksek lisans yapacağını belirtiyor. Gençlerin yüzde 31'i çalışırken yüksek lisans eğitimine devam etmek istediğini belirtirken, yüzde 24,9'u henüz ne yapacağını bilmiyor, yüzde 24,3'ü ise bir şirkette çalışmak istiyor.

Kırsal kesimde yüksek lisans yaparken çalışmak isteyenlerin oranı yüzde 55,7 iken bu oran kentte yüzde 25,5'e düşüyor.

“SEVDİĞİNİZ İŞİN PEŞİNDEN GİDİN”

Yanlış tercihler sebebiyle birçok gencimizin sevmediği meslekleri icra etmek durumunda kaldığının altını çizen Uluslararası Antalya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cihat Göktepe popüler bölümler yerine sevilen bölümleri tercih ederek üniversite okumanın başarılı bir meslek hayatını da beraberinde getirdiğini ifade etti.

Göktepe, ”Üniversite tercihi yapacak gençlerimizin hangi bölümü severek okurum, hangi mesleği heyecanla ve istekle yaparım diye kendilerine sormaları ve buna göre karar vermeleri çok önemli. Araştırmamızın sonuçlarında da gördüğümüz gibi ülkemizde meslek sahibi çok sayıda insanımız hayalindeki mesleği icra edemiyor ve değiştirmek istiyor. Yolun başındaki gençlerimizin hayatlarını etkileyecek bu kararın ardından aynı pişmanlığı yaşamamaları için neyi tercih ederlerse etsinler mutlaka severek, isteyerek okuyup yapabilecekleri meslekleri tercih etmelerini ve mutlu olmalarını öneriyoruz” dedi.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Yeme bozukluğu ergenlik döneminde başlıyor

Yeme bozukluğu olan anoreksiya ve bulimiya, ergenlik döneminde ortaya çıkıyor. Zayıf olduğu halde kendini kilolu gören anoreksiya hastaları, diyet yaparak ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor.

Beslenme davranışında görülen bozukluğa ilişkin ailelere tavsiyelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, “Çocuğunuzu denetlemeyi, suçlamayı ve ona müdahaleci davranmayı bırakın. Kilo aldırmaya çalışmayın, tedaviye ikna edin” dedi.

Ergenlik döneminde ortaya çıkan yeme bozukluklarının önlem alınmazsa kişinin hayatını olumsuz etkileyeceğini ve önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Dönmez, şu bilgileri verdi:
“Beslenme davranışında görülen bozukluklarla seyreden hastalıklara yeme bozukluğu denir. Yeme bozukluğu başlığı altında iki temel bozukluk vardır: Anoreksiya nervozada günlük alınan kaloride belirgin kısıtlama yapma, kilo almaktan aşırı korkma ve zayıf olduğu halde kendini kilolu görme (beden algı bozukluğu) söz konusudur. Bulimiya nervozada ise tıkınma ve çıkarma (kusarak, idrar sökücü ve laksatif ilaç kullanarak, aşırı egzersiz yaparak) atakları vardır.

FİZİKSEL VE RUHSAL DEĞİŞİKLİLER ETKİLİ OLUYOR

Yeme bozukluğu çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. Bunun en önemli nedeni ergenlik döneminde meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişikliklerdir. Vücudun değişiyor olması ve yağlanmanın artışı önemli bir tetikleyici etkendir. Sosyal alanda kabul edilmek ve beğenilmek bir ergen için giderek daha önemli olmaya başlar ve fiziksel görünüm bunun önemli bir belirleyicisi haline gelir. Bu dönem arkadaş çevresinden görünüm veya kiloyla ilgili bir eleştiri almak yeme bozukluğunu tetikleyebilir.”

BU DEĞİŞİKLİKLERE DİKKAT

Ergenlik dönemindeki yeme bozukluğunun bazı belirtilerine dikkat çeken Prof. Dönmez, şunları söyledi:

“Yemekler hakkında takıntılı bir hale gelmek, kilo ve görünümle ilgili aşırı uğraşlara başlamak, çok sıkı diyetler yapmak, tuvalette uzun süreler kalmak, yiyecek saklamak, takıntılı bir şekilde kalori saymaya başlamak, saatler süren spor aktivitelerinde bulunmak, özellikle yedikleri konusunda yalan söylemeye başlamak yeme bozukluğu göstergeleri olabilir. Ayrıca akademik başarının düşmesi, sosyal ilişkilerde bozulma, odadan dışarı çıkmamak, öfkede artış, içe kapanmak gibi genel belirtiler de ortaya çıkabilir.”

YEME BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Yeme bozukluğu tedavisinde psikoterapi yöntemleri ve psikiyatrik ilaçlar kullanıldığını aktaran Dönmez, “Hastalığın ilerlemiş olduğu vakalarda bir süre hastaneye yatırmak gerekebilir. Tedavinin en önemli aşaması hastayı tedavi olmaya ikna etmektir. Çünkü hastalar aşırı kilo alacaklarından korkarak tedaviye başvurmakta isteksiz davranabilirler” dedi.

ÇOCUĞUMDA YEME BOZUKLUĞU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM, NE YAPABİLİRİM?

Prof.Dr. Aslıhan Dönmez’in, çocuğunda yeme bozukluğu ailelere tavsiyeleri ise şu şekilde:

• Denetlemeyi bırakın: Ne yediğini, çıkarıp çıkarmadığını denetlenmeyi bırakın. Denetleme davranışınız onun kendini daha fazla baskı altında hissetmesine ve bu davranışları arttırmasına neden olacaktır. Üstelik yalan söylemesini de arttıracaktır.

• Suçlamayın: Bazı aileler yeme bozukluğunun bir şımarıklık göstergesi olduğunu düşünerek hastayı suçlarlar. Unutmayın ki yeme bozukluğu tedavi gerektiren bir psikiyatrik hastalıktır, şımarıklıkla bir ilgisi yoktur.

• Aşırı müdahaleci davranmayın: Bazı ergenler için yeme bozukluğu hayatından kendi kontrolü altında tutabildiği tek alan, bir özgürlük mücadelesi olabilir.

• Kilo aldırmaya çalışmayın: Unutmayın ki hayatta en korktuğu şey kilo almak. Çünkü buna bir başlarsa durduramayacağını düşünür. Bu nedenle ona zorla yüksek kalorili bir şeyler yedirmeye çalışmayın.

• Tedaviye ikna etmeye çalışın: Fakat bunu yaparken zorlayıcı bir tutum içerisinde olmayın. Zorla götüreceğiniz tedaviden fayda görmeyecektir. Bunun yerine onunla sakin bir şekilde konuşun, onunla ilgili kaygılarınızı dile getirin ve tedaviye başvurma konusunda cesaretlendirin. (ntvmsnc)

Bebekleri nasıl yatırmalıyız?

Dr. Esra Göker, anneleri uyarıyor: Bebeklerinizi yüzüstü yatırmayın!


Ebeveynlerin en çok sıkıntı yaşadığı durum bebeklerinin uyku pozisyonunu ayarlamak… Ancak kulaktan dolma bilgilere uyulmaması gerektiğini ve yeni doğan bir bebeğin sırtüstü yatırılarak uyutulması gerektiğini belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Göker, önemli uyarılarda bulundu.

YATAĞIN YUMUŞAK OLMASI DA RİSK YARATIR

Bebeğin sağlığı ve yaşam kalitesi açısından önem teşkil eden uyku pozisyonu doğru sağlanmadığı takdirde, nefes yollarının kapanması sebebiyle boğulma ve Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS) yaşanabiliyor. En iyi uyku pozisyonunun sırtüstü olduğunu ifade eden uzmanlar, pek çok ebeveynin kulaktan dolma bilgilerle bebeklerinin uyku pozisyonunu belirlediğini söyledi. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, bebeğin yüzüstü, yan ve çok yumuşak bir yatakta yatırılması ve ebeveynle birlikte uyumasının hayatına mal olan en yüksek risk faktörleri olarak tanımlandığını ifade eden Göker, “Bu sebeple en az risk taşıyan sırtüstü pozisyonun tercih edilmesi gerekiyor. Bazı ebeveynlerin bebeğin kusmuğu ile boğulması korkusu sebebiyle bebeklerini sırtüstü yatırmaktan kaçınıyor. Sırtüstü yatış ile bebeğin kusarak boğulma riskinin, yüzüstü yatış ile gerçekleşen ABÖS riskine göre çok daha az olduğunun bilinmesi gerekiyor. Özellikle uyku saatlerinde pozisyon olarak sırtüstü öneriliyor” dedi.

Bazı bebeklerin zaman içerisinde kendilerine has uyku pozisyonu aldığını ifade eden Göker, “Kimisi sırtüstü kimisi yan yatmaktan hoşlanıyor. Eğer sırtüstü pozisyona alıştıysa, yan yatırıldığı zaman huzursuz olabiliyor. Zamanla daha çok hareketlenmeye ve dönmeye başlayan bebekler kendilerini en rahat hissettikleri uyku pozisyonu için direnebiliyor. Hangi pozisyona yönelirse yönelsin, ebeveynlerin bebekleri için en güvenilir yöntem olan sırtüstü pozisyonda yatırmaya dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.

9 Temmuz 2016 Cumartesi

"Dondurma kemik erimesi riskini azaltıyor"

Özellikle yaz aylarında büyük-küçük herkesin gözdesi olan dondurma, içeriğindeki kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, demir ve çinko gibi minerallerle güçlü ve sağlıklı kemiklerin oluşumuna da katkı sağlıyor ve osteoporoz riskini azaltıyor.


Birçok mineral içeren dondurmanın, kemik sağlığı açısından da yararlı olduğunu belirten Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, özellikle çocukluk, ergenlik ile yaşlılık döneminde kemiklerin gelişimi ve güçlenmesi için günlük alınması gereken kalsiyumun, dondurma tüketimiyle karşılanabileceğini dile getirdi.

Dondurmanın sadece sıcak yaz günlerinde değil her mevsim tüketilebileceğini belirten Elmacıoğlu, ''Yaz tatlısı olarak bilinen dondurma, lezzetli olduğu kadar içerik yönünden de zengin. İçeriğindeki kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller güçlü ve sağlıklı kemiklerin oluşumuna katkı sağlarken, osteoporoz riskini azaltıyor" dedi.

"DONDURMA EN SAĞLIKLI TATLILARDAN BİRİ"

Kalsiyumun kemikleri güçlendirdiğine işaret eden Elmacıoğlu, "Dondurmanın 100 gramında, sütten daha fazla kalsiyum var. Her yaş grubu için günlük kalsiyum ihtiyacı 800-bin 200 miligramdır. Büyüme, gelişme çağındaki çocuklar, menopoz dönemindeki kadınlar ve yaşlılarda ise daha da fazladır. Kemik sağlığı için dondurma tüketimi önemlidir'' diye konuştu.

Dondurmanın en sağlıklı tatlıların başında geldiğini vurgulayan Elmacıoğlu, şunları kaydetti:

''Dondurma başlı başına bir sağlık besini. 100 gram baklava ortalama 400 kalori içerirken, 100 gram dondurmada sadece 174 kalori var. Dondurma, aynı zamanda protein kaynağı. Proteinler, kemikler, kaslar, kan, deri ve kıkırdak için önemli bir besin öğesi. Doku tamiri ve yapımında görev alır, saç ve tırnaklar için önemli. A, B2 ve B12 vitamini içeriyor. A vitamini, sağlıklı cilt, kemik ve bağışıklık sistemi için önem taşıyor. B2 ve B12 vitaminleri ise enerji metabolizmasında görev alıyor. Vücutta depo edilmeyen ve suda eriyen B grubu vitaminlerin yeteri kadar alınması gerekiyor. Özellikle süt içmeyen, peynir, yoğurt gibi kalsiyum yönünden zengin besinlerin tüketiminde problemi olanlar, mutlaka dondurma tüketmeli. ''

Prof. Dr. Elmacıoğlu, dondurmanın güvenilir markalar veya yerlerden alınması gerektiğini sözlerine ekledi. ntvmsnc

Kulak ağrısına karşı alınması gereken 12 önlem

Tatilinizi zehir eden o ağrıyı yaşamamak için bu önerilere kulak verin



Yaz aylarında oluşan nem, kulak karıştırma, kulak çöpü kullanma ya da denize ve havuza girme nedeniyle oluşan dış kulak yolu enfeksiyonu tatili zehir eden şiddetli bir ağrıya sebep oluyor. Akıntı ve kulakta şişmeye de yol açan enfeksiyonu ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Sözcü'de yer alan habere göre: Yaz aylarında artış gösteren kulak yolu enfeksiyonunun sık görülmesinin en önemli nedeni; temiz olmayan havuz sularıdır. Dış kulak yolunu kaplayan koruyucu yağlı tabakayı ortadan kaldıran her türlü etken bakterilerin ciltten içeri girmesine ve dış kulak enfeksiyonuna neden olmaktadır. Özellikle aşırı suda kalma ve kulak çubuğu gibi çeşitli aletlerle dış kulak yolu temizliği yapmaya çalışanlarda koruyucu yağlı tabaka zarar görmektedir. Buna bir de kirli denizlerde ve düzenli bakımı yapılmayan havuzlarda yüzmek eklenince dış kulak enfeksiyonu kaçınılmaz olur. Bir kez oluştuğunda da tekrarlamaya meyillidir.

BU ÖNLEMLERİ ALIN!

Yüzmeye bağlı dış kulak yolu iltihabı yüzmeyi takip eden birkaç gün içinde kendini kaşıntı, kulakta şişme, kızarıklık ve kulak akıntısı ile gösterir. Eğer kulak kepçesini oynattığınızda veya dış kulak yolu girişinin önündeki çıkıntıya bastırdığınızda ağrı ve rahatsızlık var ise bu muhtemelen dış kulak yolu enfeksiyonudur. Eğer ağrı ve rahatsızlık hissi yok ise, genellikle ilk akla gelen orta kulak enfeksiyonu olacaktır. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Erkan Aktan deniz mevsiminde kulak sağlığı için şu tavsiyelerde bulundu:

1. Kulaklarınızı mümkün olduğunca kuru tutmaya çalışın.

2. Yüzerken bone, silikon ya da diğer kulak tıkacı veya kulağınıza özel üretilmiş olan tıkaçlardan kullanın.

3. Yüzmeden sonra mutlaka duş alın ve kulağınızı kurulayın.

4. Kurularken mutlaka kuru, pamuklu bir havlu kullanın.

5. Dış kulak yolundaki suların dışarıya çıkması için başınızı aynı tarafa eğin.

6. Suyun daha kolay tahliye edilmesi için kulağınız aşağıya bakarken kulak memenizi farklı yönlere çekin.

7. Halen kulak kanalında su olduğunu düşünüyorsanız saç kurutma (fön) makinesi kullanarak kurutma işlemine devam edebilirsiniz. Ancak fön makinesi en düşük ısı ve hız/fan ayarında kullanılmalı, kulağınızdan belli bir mesafe uzakta tutulmalıdır, bunu asla unutmayın…

8. Kulağınızı; kulak çöpü (pamuklu kulak çubuğu), kalem, ataç, tığ, şiş veya parmaklarınızla karıştırmayın.

9. Kulak kirinizi çıkartmaya çalışmayın. Kulak kiri dış kulak kanalını tıkamadığı sürece normalde kulak enfeksiyonlarına karşı bir bariyerdir.

10. Kulak damlalarını muayene olmadan başlamayınız. Tatil yörelerinde ya da bir sağlık merkezine erişimin zor olduğu durumlarda hastalar eczanelerden alınan damlalarla gelişigüzel ilaç tedavileri uyguluyorlar. Eğer kulağınızda kulak tüpü, kulak zarı deliği veya başka bir problem var ise, kulak damlası kullanmanız çözümü mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Doktor denetiminde alınmayan birtakım kulak damlaları iç kulağa zarar vererek, işitmeyi azaltıyor.

11. Tanı konulması son derece kolay bir rahatsızlık olan dış kulak yolu enfeksiyonu, tedavi edilmediği takdirde kronikleşerek sık tekrarlamalara neden olabilmektedir. Özellikle şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi bozukluğu olan kişiler, dış kulak yolu enfeksiyonu tedavisini kesinlikle ihmal etmemelidir.

12. Hastalığın tedavisinde hastaya uygun olarak seçilen antibiyotikli ve kortizonlu damlalar genellikle yeterlidir. Bazı durumlarda ise tedavinin yanı sıra hekim tarafından yapılacak kulak bakımına da ihtiyaç duyulmaktadır. Dış kulak yolu çok şiş olan hastalarda damlalar kullanılamayabilir. Bu vakalarda dış kulak yoluna yerleştirilen pamuklar, wick denilen özel maddeler aracılığı ile ilaçlar dış kulak yoluna uygulanabilir.

Sigarayı bıraktıran besinler

Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, sigarayı bırakmak isteyenlere domates suyu içmenin yardımcı olacağını belirtiyor.



Sigarayı bırakmak isteyenlerin ortak korkusu; kilo almak… Ancak hem sigarayı bırakmak hem fit kalmak sizin elinizde. Gebze Medical Park Hastanesinden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, domates suyunun ve muz gibi daha pek çok besinin sigarayı bırakmada yardımcı olacağını belirtti.

DOMATES SUYU, MUZ, YULAF…

Sigarayı bırakmaya yardımcı olacak besinlerden muzun hem sigarayı bırakmaya hem de sigaranın etkilerini yok etmeye yardımcı olduğunu belirten Küçük, “Domates suyu ve sigara beyinde aynı bölgeyi uyardığı için sigarayı bıraktığınız ilk bir ay boyunca bir çay bardağı domates suyu içerek kendinizi rahatlatabilirsiniz. Yapılan bir araştırmaya göre 20 gün boyunca tüketilen iki yemek kaşığı yulaf lapası nikotin bağımlılığını azaltmaktadır. Bir bardak süt içerek kendinizi sigaradan soğutmak sizin elinizde, çünkü süt içtikten sonra içilen sigaranın tadı kötü olup, istenilen tadı vermemektedir. Canınız sigara içmek ister ve nikotine ihtiyaç duyarsanız patlıcan tüketerek içeriğindeki nikotin ile kendinizi rahatlatabilirsiniz” diye konuştu.

ABUR CUBUR YERİNE

“Düşük kalorili atıştırmalıkları ağzınızı meşgul etmek için tercih edin” diyen Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, şunları söyledi:

“Sigarayı bırakan kişilerin belki de en çok zorlandığı taraf, vücutlarına aldıkları nikotinden çok el alışkanlığıdır. Bireyler sigaradan boşalan yeri abur cuburlar ile doldurarak sigara ile aralarındaki fiziksel alışkanlığı doldurmaya çalışırlar. İşte kilo aldırıcı asıl faktör bu abur cubur tüketiminden kaynaklanmaktadır. Yeme ihtiyacını azaltmak ve oluşan boşluğu doldurmak için şekerleme, çikolata, cips, çekirdek gibi yüksek kalorili abur cuburlar yerine sakız, salatalık, taze ve kuru meyve, düşük kalorili atıştırmalıkları tercih edin. Özellikle kivi ve havuç suyu tüketerek nikotini vücudunuzdan atabilirsiniz.”


YÜKSEK LİFLİ GIDALAR YARDIMCINIZ OLUR

Sigara kullananların genellikle sigara içtikten sonra bağırsaklarının aktif bir biçimde çalıştığını söylediğini belirten Küçük, “Sigarayı bıraktıktan sonra kabızlık problemi yaşamaktan korkmayın. Tam tahıllı, çavdarlı, kepekli ürünleri ve sebze ve meyve tüketiminizi artırarak, gün içerisinde probiyotik yoğurt tercih ederek bağırsak problemlerine karşı önleminizi almış olursunuz” dedi.

İŞTAH AZALTAN GIDALAR

Nikotinin tat alma duyularını etkilediğini ifade eden Küçük, “Sigarayı bıraktığınızda tükettiğiniz yiyeceklerin ve içeceklerin tadını daha iyi almaya başlar, iştahınızı kontrol etmekte zorlanırsınız. Bu nedenle bu süreçte kalorisi düşük, besin değeri yüksek olan gıdaları tercih edin. Sebzeler, süt ve ürünleri, lifli gıdalardan zengin; yağ, basit karbonhidrat, gazlı içecekler ve hazır meyve sularından uzak bir porsiyon seçimi yapınız. Yemeklerden önce ve yemek esnasında su tüketimi hem su kaybınızı engeller hem de sizi yüksek kalorilerden korur. Aynı zamanda iştahınızı kontrol altında tutmaya da yardımcıdır” diye konuştu.

SARIMSAK AKCİĞERLERİ TEMİZLER

“Fiziksel aktivite kalorileri yakar ve hem nikotine hem de yemeğe odaklanmayı azaltır” diyen Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Nikotinin vücudunuzdan uzaklaşması sebebiyle metabolik hızınız yavaşlayabilir. Bu duruma engel olmak için düzenli bir egzersiz programına başlayarak tedbir alabilirsiniz. Aynı zamanda düzenli fiziksel aktivite sigarayı bırakırken savaştığınız en büyük düşmanınız olan stresi azaltır. Akciğerlerinizi temizlemeye yardımcı olacak besinler; sarımsak, alisin içeriği ile akciğerlerinizi temizlemeye yardımcı olur. Ebegümeci çayı, sigaranın etkilerini silip, aç karnına tüketildiğinde akciğerleri temizlemektedir. Yine zencefil ve tarçınla yapacağınız elma çayı ile akciğerlerinizi sigaranın etkilerinden temizleyebilirsiniz. Sabahları aç karnına üç-dört adet keçiboynuzu suda kaynatılarak içilirse sigaranın etkilerini silmeye yardımcı olur” dedi. sözcü

Çocuğunuzla tatile hazır mısınız?

Yoğun ve uzun bir çalışma dönemi bitti; tatil zamanı geldi... Ancak önceki yıllardan farklı olarak bu yıl çocuğunuz da size eşlik edecekse bazı önlemler almanız şart!


Uygun koşullar sağladığında keyifli bir tatil geçirmenin mümkün olduğunu belirten Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nermin Tansuğ, çocukla keyifli bir tatil geçirmenin püf noktalarını anlattı…

Yaz sonunu tercih edin

Öncelikle çocuğun yaş grubuna uygun uzaklıktaki tatil yerlerini seçmelisiniz. Ayrıca çok sıcak aylar yerine yaz başı ve sonu seçilirse çocuğunuzun sağlığı açısından dahaiyi olur. İlk bir aydaki bebekler için uzak yerlere gitme yerine daha yakın yerlerdeki tatil yerleri seçilmelidir.

Yakında sağlık merkezi ya da eczane olmalı

İki yaş altındaki bebeklerle yapılacak tatil biraz daha zorludur. Evin sakin ve sessiz ortamına alışmış bir bebek için değişik ortamlar, hava koşulları ve yolculuk onu olumsuz etkileyebilir. Daha sakin, gürültüsüz yazlık evler daha uygun olabilir. Yakında mutlaka sağlık merkezi ve eczanenin olması tercih edilmelidir.

Alacağınız ilaçları planlayın

Eğer uzun süreli bir seyahat planlandı ise öncesinde mutlaka hekim kontrolü yapılmalı, aşıları sorgulanmalıdır. Farklı ülkelere gidilecekse ek aşı gerekebilir. Hekimine danışılmalıdır. Eğer sürekli aldığı ilaçlar varsa yanınıza yeterli miktarda almalısınız. Bunun dışında hekiminizle ateş gibi acil durumlarda yanınızda bulunması gereken ilaçları planlamanız gerekir.

Düzeni bozulmamalıdır

Ek gıdaya başlanmış ise mutfak bulunan apart oteller veya yazlık evler daha uygun olabilir. Kolaylıkla ek gıdalar hazırlanabilir. Bu şekilde alışılmış olan düzen korunabilir. Daha büyük çocuklar için açık büfe olan otellerde istediği yiyecekler daha kolay bulunabilir. Bu grup çocuklar için oyun parkları ve çocuk kulüpleri varsa daha oyalayıcı olacaktır.

Sivrisineğe karşı uzun kollu ince kıyafetler tercih edin. Sivrisinek fazla ise uzun kollu ve uzun paçalı ince kıyafetler giydirilmelidir.

En az 30 faktörlü güneş koruyucu kullanın

Denizde ve havuzda güneş altında uzun süreli kalmamasına dikkat edilmelidir. Mutlaka en az 30 faktörlü güneş kremi sürülmeli, geniş kenarlı şapka giydirilmeli, güneş ışınlarının dik gelmediği sabah 10.00-11.00, akşam 16.00-18.00 arasında güneşe çıkartılmalıdır.

Suyun kenarında asla yalnız bırakmayın

Havuz ve deniz kenarında çocuklar yalnız bırakılmamalıdır. Sudan korkan çocuk suya girmek için zorlanmamalıdır. Suya girme süreleri çok uzun olmamalıdır.

Yola çıkış saatini uyku düzenine göre planlayın

İlkokul öncesi çocuklar daha meraklı ve hareketlidirler. Uzun yolculuklarda yönetimleri zor olabilir. Yolculukların daha kısa süreli olması tercih edilebilir. Ufak çocuklarda uçak seyahati yeğlenebilir. Uçakla seyahat yapılıyorsa kalkış ve iniş sırasında kulakta oluşan basıncı azaltmak için emzirilir, su verilebilir; büyük çocuk ise çiklet çiğneyebilir. Seyahatin bir kısmının uykuda geçmesi yolculuğu kolaylaştırır. Yola çıkış saatleri uyku saatlerine göre planlanabilir. Özel araçla seyahat ediliyorsa 2-3 saatte bir mola verilir. Yolculuk için tatil süresine ilave bir gün eklenebilir.

Uyku ve beslenme saatini değiştirmeyin

Yine yolculuk öncesi beslenme programı, uyku saatleri gibi durumlarda değişiklik yapılmamalıdır. Yapılan değişiklikler yeni yerlerle çocuğun davranışını etkileyebilir.

Emniyet kemerini unutmayın

Araba yolculuğunda mutlaka emniyet kemeri bağlı olmalıdır. Yaş grubu küçük ise araba koltuğu kullanılmalıdır. Yolculuk sırasında gelecek olan direkt güneş ışığından korunmalıdır. Sözcü

8 Temmuz 2016 Cuma

Günden güne taşlaşıyor

Nadir görülen, doğuştan gelen cilt hastalığına yakalanmış çocuğun yavaş yavaş taşa dönen bedeni için az da olsa tedavi umudu ortaya çıktı.


Nar Kumari yeni doğmuş oğlunu ilk kez kucağına aldığında diğer bebeklerden hiçbir farkı yoktu. Anne Kumari hastaneden eve geldikten 15 gün sonra, oğlu Ramesh'in cildi soyulmaya ve yerine kalın siyah bir deri tabakası oluşmaya başladı. Küçük Ramesh o günden beri yavaşça ve çok sancılı bir şekilde kendi derisinin içinde dayanılması güç acılar çekiyor.

OĞULLARININ YAVAŞÇA TAŞA DÖNÜŞMESİNİ ÇARESİZCE İZLEDİLER

Ramesh nadir görülen cilt rahatsızlığından ötürü yavaş yavaş taştan bir heykele dönüşüyor. Rahatsızlık küçük çocuğun yürümesine ve hatta konuşmasına mani oldu. Ramesh'in cildinin kabuksu görünüşü diğer çocukları dehşete düşürdüğü için, küçük çocuk akranlarından uzak kalarak, 11 yaşına kadar hiç arkadaş edinemeden hayatına devam etti. Uzun bir zaman hiç tedavi umudu olmadığını düşünen anne Nar ve baba Nanda, çaresizce oğullarının zaman içinde yavaşça taşa dönüşmesini izledi.

DOĞUMUNDAN 15 GÜN SONRA CİLDİ SOYULMAYA BAŞLAMIŞ

MailOnline'a konuşan baba Nanda: "Oğlumun cildi doğduktan 15 gün sonra soyulmaya başladı. Yerine gelen yeni deri tabakası çok sert bir şekil aldı. Zaman geçtikçe daha da sertleşti ve siyaha döndü. Ne yapacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yoktu ve kimse bize yardım etmedi." sözlerini sarf etti. Aile'nin yaşadığı, Nepal'in merkezine uzak bir bölge olan Baglung'daki doktorlar, Ramesh'in kendilerini şaşkınlık içinde bırakan durumu karşısında 'mantar enfeksiyonu' teşhisi koydular ve yardım edemeyeceklerini söylediler. Küçük çocuğun durumu gün geçtikçe daha kötüye gitti.

KÜÇÜK ÇOCUK KENDİNİ TAM OLARAK İFADE EDEMİYOR

"Beşinci doğum gününde Ramesh acı içinde kıvrandığını ve yürüyemediğini söyledi." diyen baba sözlerine şöyle devam etti: "O aslında hiçbir zaman bize de tam olarak kendini açıklayamadı. Sadece acıktığında ya da tuvalet ihtiyacı olduğunda bizi haberdar edebildi. Otururdu ve ağlardı fakat onun canını neyin yaktığını ya da ona nasıl yardım edebileceğimizi bilemezdik. Onu gören bütün küçük çocuklar ağlaşarak kaçışırlardı. Bu yaşananlar onun ve bizim için katlanılması çok zor bir durumdu."


AİLESİNİN FAKİRLİĞİNDEN DOLAYI TEDAVİ ETTİRİLEMEDİ

Ramesh 6 yaşına geldiğinde rahatsızlığı onu yürüyemez hale getirdi. Bundan dolayı küçük çocuk okula gidemedi. Baba Nanda (35) ve anne Nar (26) oğullarının çok nadir görülen, doğuştan gelen cilt hastalığına yakalanmış olduğunun ve tedavi için ellerinden bir şey gelmeyeceğinin farkına vardı. Amele olarak çalışan ve ayda 7.000 Nepal rupisi (185 TL) kazanan baba Nanda, oğlunun ağır tedavi masraflarını karşılayacak mali güce sahip değildi. Nanda bu durumu şu sözlerle dile getirdi: "Ramesh'i bölgemizde bulunan bazı doktorlara götürdük. Doktorlar bize tedavinin çok masraflı olacağını ve sadece özel hastanelerin gerekli tedaviyi sunabileceğini söylediler. Yeterli paramız yoktu ve başka çaremiz olmadığı için oğlumu evde tutarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık."


İNGİLİZ ŞARKICI ÇOCUĞUN GÖRÜNTÜLERİNİ SOSYAL MEDYADA İZLEDİ

Talihsiz Ramesh'e yardım hiç beklenmedik bir yerden çıkageldi. İngiliz şarkıcı Joss Stone küçük çocuğun görüntülerini sosyal medyada izleyince Ramesh'in başına talih kuşu kondu. Ramesh'in görüntülerini Nepalli şarkıcı Sanjay Shrestha'ta da izledikten sonra Stone'un konser düzenlemesine yardımcı oldu. Katmandu'da düzenlenen konser sonucunda yaklaşık altı bin lira para toplandı. Konser sonucu toplanan para Ramesh'in tedavisi için yeterli değildi.

KÜÇÜK ÇOCUK TEDAVİ ALTINA ALINDI

İngiliz kadın şarkıcı Joss Stone'un başını çektiği çeşitli bağış organizasyonları sayesinde 11 yaşındaki Ramesh, Kathmandu Sağlık Üniversitesi'nde tedavi altına alındı. Doktorlar küçük çocuğun hayatını en azından kolaylaştıracak ve çektiği acıları azaltabilecek tedaviler uygulanabileceğine dair umutlarını koruduklarını ifade etti.



7 Temmuz 2016 Perşembe

Denize girmek alerjik hastalar için doğal tedavi

Astım ve Alerjik Rinit gibi hastalığı olanlar mutlaka deniz tatili yapmalı.


Denize girmenin rahatlatıcı ve huzur verici psikolojik faydalarının yanı sıra, alerjik hastalıklara da iyi geldiğini söyleyen Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, en doğal tedavi biçiminin deniz tatili olduğunu söylüyor.

ÇOCUKLARINIZ İÇİN DOĞAL TEDAVİ

Antony, her çocuk için ama özellikle de alerjik çocuklar için deniz tatilinin tedavi açısından önemine değindi. Astım, Alerjik Rinit, Atopik Dermatit gibi hastalıkların en iyi ve en doğal tedavisinin deniz suyu ve güneş ile olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, “Deniz suyunun şifası asırlardır biliniyor. Hatta modern tıbbın babası Hipokrat, deniz suyunun balık adamların yaralarını iyileştirdiğini keşfettikten sonra kendi hastaları üzerinde kullanmıştı” dedi.

80’DEN FAZLA FAYDALI MADDE VAR

Milliyet’in haberine göre yapılan araştırmalarda deniz suyunun insan kanında bulunan içeriklere en yakın sıvı olduğunun ve osmiyum, altın, vanadyum, çinko, iyot ve potasyum klorür dahil olmak üzere, 80 den fazla faydalı maddeyi bol miktarda içerdiğinin ve kanıtlandığını anlatan Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony şöyle konuştu:

“Deniz suyu içerdiği mineral tuzları, amino asitler ve eser elementler ile insan vücudu için vitamin deposu özelliği taşımakta olup alerjik hastalıkların tedavisinde en önemli doğal tedavi yöntemlerinden biridir. Özellikle de çocuklar deniz suyundan bolca faydalanmalıdır. Deniz suyunda bulunan kalsiyum karbonat, sülfat, potasyum klorür ve magnezyum klorür, magnezyum sülfatta bulunan özellikler çocuklarda şifa niteliği taşımaktadır”

Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony “Deniz suyu, güneşle birleştiğinde atopic dermatit, ya da çocukluk cağı egzaması dediğimiz deri hastalığına çok iyi gelir. Deniz suyu yine ürtiker ya da halk arasında kurdeşen olarak adlandırılan kaşıntılı alerjik cilt lezyonlarına ve yazın sıcağın etkisiyle oldukça fazla ortaya çıkabilen isiliğe de iyi gelir. Ayrıca deniz suyunun en etkili özelliği; yaraların, alerjik reaksiyonların yol açtığı izleri yok etmesidir. Özetlersek, deniz suyunun egzama, atopik dermatit, ürtiker, kurdeşen, isilik gibi cilt hastalıklarında büyük yararı bulunmaktadır” dedi.

“TÜM SİNÜS YOLLARINI TEMİZLER”

Doç. Dr. Akgul Akpınarlı Antony; “Deniz suyu tüm sinüs yollarını temizler. Dolaylısıyla alerjik rinit ve kronik sinüzitin temizlenmesinde çok etkilidir. Burun ve sinüslerin temiz olmasında alt solunum yollarını ve bronşların alerjik hastalığı astım tedavisinde, oldukça olumlu etkilere sahiptir. Yine yüzme; akciğerlerin kapasitesini artıran en etkili fizik tedavidir ve astımlı her bireyin yapmasını önerdiğimiz en önemli sporlardan biridir.

Tabi deniz tatilinin en önemli faydalarından biride yaz boyunca güneşten aldığımız D vitaminidir. UV ışınları ile derimizde yaptığımız ve vücudumuzda depoladığımız ve kışın bizi hastalıklardan koruyan, savunma sistemimizi güçlendiren ve alerjik hastalıkların oluşumu önleyen D vitaminidir” dedi.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Elma yağının faydaları saymakla bitmiyor

Anadolu ada çayı bitkisinden elde edilen elma yağı, yüzyıllardır şifa dağıtıyor.


Halk arasında ‘çalba otu’ olarak bilinen Anadolu ada çayı damıtılarak elma yağı üretiliyor. Antalya’nın Demre İlçesi’nde yaşayan Korkmaz ailesi de yıllardır bu yağın üretimi için çalışıyor. 100 kilo çalba bitkisinden yaklaşık 700 gram elma yağı üretebildiklerini söyleyen Korkmaz ailesi, elma yağı yüzyıllardır bu toprakta şifa dağıtıyor diyor.

ELMA YAĞININ FAYDALARI

Çalba otunu özel izinle toplattıklarını söyleyen Hüseyin Korkmaz, “Getirip imbiklere basıyoruz. Damıtarak elma yağı elde ediyoruz. Elma yağı bebeklerin gaz ağrısına, baş ağrısına, bütün ağrılara şifadır. Türkiye’nin her bölgesine dağıtıyoruz” dedi.


Elma yağının yüzyıllardır Anadolu’da vatandaşlar tarafından ilaç olarak kullanıldığını anlatan Demre’de görev yapan aile hekimi Dr. Eyüp Tezyüksel de “Ancak bilimsel bir ilaç olarak kullanılmamaktadır. Bölgemizde özellikle gazların giderilmesinde, erişkinlerde romatizmal hastalıklarda, cilt güzelleştirilmesinde, kadınların adet düzensizliğinin giderilmesinde daha birçok konuda tedavi amacıyla kullanılıyor” diye konuştu. DHA

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Bayram namazı saat kaçta? İşte il il bayram namazı vakitleri

Ramazan ayının son gününde yarın sabah kılınacak bayram namazı vakitleri merak ediliyor. Diyanet tarafından açıklanan 2016 Ramazan bayramı vakitlerini haberimizde sizler için hazırladık. Bayram namazı saat kaçta ve bayram namazı nasıl kılınır sorularını cevapları da haberimizde. İşte il il bayram namazı vakitleri...


Ramazan ayı bugün sona eriyor. Bugün son orucumuzu tutuyoruz. 5 Temmuz Salı yani yarın sabah saatlerinde Ramazan Bayram namazını eda edeceğiz. Peki bayram namazı saat kaçta kılınacak?

Diyanet tarafından yayınlanan 2016 Ramazan Bayramı namaz vakitlerini sizler için il il olarak topladık. Bu sene Ramazan Bayramı, 5 Temmuz Salı günü başlıyor. Aynı zamanda her sene unutulduğu için hatırlamak için tekrar bakılan bayram namazı nasıl kılınır anlatımı ise sayfamızın devamında. İşte 2016 yılı il il bayram namazı vakitleri…

2016 İL İL RAMAZAN BAYRAMI VAKİTLERİ

Adana bayram namazı vakti: 06:08

Adıyaman’da bayram namazı vakti: 05:54

Afyon bayram namazı vakti: 06:23

Ağrı bayram namazı vakti: 05:30

Aksaray bayram namazı vakti: 06:10

Amasya bayram namazı vakti: 05:57

Ankara bayram namazı vakti: 06:11

Antalya bayram namazı vakti: 06:27

Ardahan bayram namazı vakti: 05:28

Artvin bayram namazı vakti: 05:32

Aydın bayram namazı vakti: 06:36

Balıkesir bayram namazı vakti: 06:31

Bartın bayram namazı vakti: 06:08

Batman bayram namazı vakti: 05:43

Bayburt bayram namazı vakti: 05:40

Bilecik bayram namazı vakti: 06:21

Bingöl bayram namazı vakti: 05:43

Bitlis bayram namazı vakti: 05:37

Bolu bayram namazı vakti: 06:14

Burdur bayram namazı vakti: 06:26

Bursa bayram namazı vakti: 06:25

Çanakkale bayram namazı vakti: 06:36

Çankırı bayram namazı vakti: 06:06

Çorum bayram namazı vakti: 06:01

Denizli bayram namazı vakti: 06:31

Diyarbakır bayram namazı vakti: 05:46

Düzce bayram namazı vakti: 06:15

Edirne bayram namazı vakti: 06:31

Elazığ bayram namazı vakti: 05:48

Erzincan bayram namazı vakti: 05:44

Erzurum bayram namazı vakti: 05:37

Eskişehir bayram namazı vakti: 06:20

Gaziantep bayram namazı vakti: 05:59

Giresun bayram namazı vakti: 05:46

Gümüşhane bayram namazı vakti: 05:43

Hakkari bayram namazı vakti: 05:33

Hatay bayram namazı vakti: 06:06

Iğdır bayram namazı vakti: 05:26

Isparta bayram namazı vakti: 06:25

İstanbul bayram namazı vakti: 06:23

İzmir bayram namazı vakti: 06:37

Kahramanmaraş bayram namazı vakti: 06:00

Karabük bayram namazı vakti: 06:08

Karaman bayram namazı vakti: 06:16

Kars bayram namazı vakti: 05:28

Kastamonu bayram namazı vakti: 06:03

Kayseri bayram namazı vakti: 06:03

Kilis bayram namazı vakti: 06:01

Kırıkkale bayram namazı vakti: 06:08

Kırklareli bayram namazı vakti: 06:28

Kırşehir bayram namazı vakti: 06:07

Kilis bayram namazı vakti: 06:01

Kocaeli bayram namazı vakti: 06:20

Konya bayram namazı vakti: 06:17

Kütahya bayram namazı vakti: 06:23

Malatya bayram namazı vakti: 05:53

Manisa bayram namazı vakti: 06:35

Mardin bayram namazı vakti: 05:45

Mersin bayram namazı vakti: 06:11

Muğla bayram namazı vakti: 06:35

Muş bayram namazı vakti: 05:39

Nevşehir bayram namazı vakti: 06:06

Niğde bayram namazı vakti: 06:08

Ordu bayram namazı vakti: 05:48

Osmaniye bayram namazı vakti: 06:04

Rize bayram namazı vakti: 05:37

Sakarya bayram namazı vakti: 06:18

Samsun bayram namazı vakti: 05:53

Siirt bayram namazı vakti: 05:39

Sinop bayram namazı vakti: 05:56

Sivas bayram namazı vakti: 05:54

Şanlıurfa bayram namazı vakti: 05:54

Şırnak bayram namazı vakti: 05:38

Tekirdağ bayram namazı vakti: 06:29

Tokat bayram namazı vakti: 05:55

Trabzon bayram namazı vakti: 05:40

Tunceli bayram namazı vakti: 05:46

Uşak bayram namazı vakti: 06:27

Van bayram namazı vakti: 05:32

Yalova bayram namazı vakti: 06:23

Yozgat bayram namazı vakti: 06:03

Zonguldak bayram namazı vakti: 06:11

KKTC’nin başkenti Lefkoşa’da ise bayram namazı 06:19’da kılınacak.

BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

Yılda iki dini bayramımız vardır:

1) Ramazan Bayramı.

2) Kurban Bayramı,

Cuma namazı farz olan kimselere, bayram namazlarını kılmak vaciptir. Bayram namazı iki rekattır. Cemaatle kılınır. Bayram namazlarında ezan okumak, ikamet getirmek yoktur. Bayram hutbesi sünnettir ve namazdan sonra okunur. Cuma hutbesi ise farzdır, namazdan önce okunur.

Diğer namazlardan farklı olarak bayram namazlarının birinci rek’atında üç, ikinci rek’atında da üç kere olmak üzere fazladan altı tekbir alınır. Bunlara “Zevaid” tekbirleri denir.

Bayram namazı kılınışı

Bayram Namazı’nın Kılınışı Birinci Rek’at:

1) Cemaat düzgün sıralar halinde imamın arkasında yer alır ve “Niyet ettim Allah rızası için Ramazan yada Kurban Bayramı namazını kılmaya, uydum imama” diye niyet eder.

2) imam “Allahu Ekber” deyip ellerini yukarıya kaldırınca. Cemaat de “Allahu Ekber” diyerek ellerini yukarıya kaldırıp göbeği altına bağlar.

3) Hem imam, hem de cemaat gizlice “Sübhaneke”yi okur. Bundan sonra üç kere tekbir alınır. Tekbirlerin alınışı şöyledir:

Birinci Tekbir: imam yüksek sesle, cemaat da onun peşinden gizlice “Allahu Ekber” diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukarıya kaldırıp sonra aşağıya salıverirler. Burada kısa bir süre durulur.

ikinci Tekbir: ikinci defa “Allahu Ekber” denilerek eller yukarıya kaldırılıp yine aşağıya salıverilir ve burada da birincide oldugu kadar durulur.

Üçüncü Tekbir: Sonra yine “Allahu Ekber” denilerek eller yukarıya kaldırılır ve aşağıya salıverilmeden bağlanır.

4) Bundan sonra imam, gizlice “Euzü Besmele”, açıktan Fatiha ve bir sure okur .(Cemaat bir şey okumaz, imamı dinler)

5) Rüku ve secdeler yapılarak ayağa (ikinci rek’ata) kalkılır ve eller bağlanır.

Bayram Namazı’nın Kılınışı İkinci Rek’at:

6) imam gizlice Besmele, açıktan da Fatiha ve bir sure okur. Sure bitince imam yüksek sesle, cemaat da içinden

(birinci rek’atta oldugu gibi) üç kere daha tekbir alır, üçüncü tekbirden sonra eller bağlanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varılır,.sonra da secdeler yapılarak oturulur.

7) Oturuşta; İmam ve cemaat, Ettehiyyatü, Allahumme salli, Allahumme barik ve Rabbena atina… duasını okuyarak önce sağa, sonra sola selam verip namazı bitirirler. Namazdan sonra hutbe okunur.

Kurban bayramı namazının kılınışı da bunun gibidir. Sadece niyeti değişiktir.