31 Ocak 2016 Pazar

Bir kitap okuyunca bütün hayatları değişecek

Kimin hayatı değişmez ki kitap okuyunca... Sorun, herkesin bu imkâna sahip olmaması. Kitap ihtiyacı duyanlara ulaşmanın yollarını anlatıyoruz.


ELBİRLİĞİYLE KÜTÜPHANE KURUYORUZ

Kitap Ağacıyız, 2013’te küçük bir okuma grubu tarafından ortak seçilen bir kitabı okumak ve okuduğunu sosyal medya üzerinden paylaşması amacıyla kuruldu. 
Sekiz kişiyle başlayan yolculukları, şu an 11 bin kişinin üyeliğiyle sürüyor. Önce Tekirdağ’da, akabinde Sivas’ta bir kütüphane kurdular. Üçüncü kütüphaneyse Hatay’daki Tepehan Ortaokulu’nda oluşturulacak.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan projeye roman, araştırma, klasikler, bilim ve test kitapları göndermek isterseniz, PTT Kargo’nun indirimli gönderim yaptığını hatırlatalım. Görevliye paketin içini gösterin, yeterli. 
kitapagaciyiz.com
KİTAPLAR SÜS DEĞİL, IŞIĞIMIZ OLSUN
Kitap bağışlamak isteyenlerle kitaba gereksinimi olanları buluşturmak için 2009 yılında kurulmuş bir başka sosyal sorumluluk projesi: kitapagaci.org. 
Sitede Türkiye’nin dört bir yanından kitap bağışı yapmak isteyenlerin ve kitaba gereksinimi olanların ilanlarını bulacaksınız. 
Siteye en son konan ilanlardan biri, Siverek Türk Telekom Anadolu Lisesi öğrenci ve öğretmenleri tarafından kaleme alınmış: “Biliriz ki herkeste fazlasıyla vardır kitap ama süstür sadece kitaplıklarda. Bu süs bizim bilgimiz olsun... Işığımız olsun... Geleceğimizi çizecek yol olsun...”
Kitap bağışlarınızı lütfen karşı taraf ödemeli olarak kargolamayın.
kitapagaci.org

En Etkili Profil Fotoğrafı Nasıl olur?

Öncelikle en beğendiğiniz fotoğrafı ana fotoğraf yaptıktan sonra, profilinizdeki bilgileri destekleyecek fotoğrafları da eklemeniz profilinizin bir bütünlük sergilemesini sağlayacaktır. Örneğin profilinizdeki detaylarda bahsettiğiniz köpeğinizle çekilmiş bir fotoğrafınız, işyerinizde çekilmiş bir poz ya da kayak yaparken çekilmiş bir fotoğraf, profilinizi iyi bir şekilde tamamlayacaktır. 

Bu arada, profilinizdeki herhangi bir bilgiyi olduğu gibi fotoğrafınızı da istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Genellikle, sık güncellenen fotoğraflar arkadaş sitelerinin arama sonuçlarında en üstte çıkar.

Kötü bir fotoğraf nasıl olur? 

İyi bir fotoğrafın etkisi tartışılmaz dedik ama kötü bir fotoğraf da tüm etkiyi ters çevirebilir. 

- Gülümsemediğiniz 

- Tramvay durağındaki "kendin çek" kabinlerinde çektiğiniz 

- Bir seneden eski

- Kocaman güneş gözlüklerinin arkasında olduğunuz 

- Ehliyetiniz taranarak elde edilmiş 

- Uzakta minik bir nokta olarak göründüğünüz 

- Siz ve hemcinsiniz bir arkadaşınızla çekilmiş 

- Fazla yakından

- Webcam ile tepeden çekilmiş 

- Kalabalık arasında göründüğünüz 

- Eski sevgilinizle olduğunuz 

- Son halinizden farklı göründüğünüz (saçınız, kilonuz değişmiş olabilir...)

- Size değil de, internette fotoğrafınızı gördüğünüz bir modele ait 

- Hazır CV’nizdeki (üzerinde logo olan fotoğraf pek çekici olmuyor) 

- Eski model cep telefonlarıyla çekilmiş düşük kalitede bir fotoğraf. 

Kesinlikle kötüdür!

Siz bir istisna mısınız? 

İşiniz gereği profilinizde fotoğrafınızın olması hayatınızı zorlaştıracaksa, mesela belediye başkanı ya da Angelina Jolie iseniz tabii profilinizi fotoğrafsız bırakmayı tercih edebilirsiniz. 

Bu durumda fotoğrafsız olmanızın dezavantajını en aza indirmek için, profilin kalan kısmında harikalar yaratırken iyi şanslar dileriz!

30 Ocak 2016 Cumartesi

Kate Middleton Buckingham Sarayı'ndaki botoks savaşının ortasında kaldı

İngiliz kraliyet ailesinin en gözde üyesi Kate Middleton bir süredi kayıplara karıştı ama kapalı kapılar ardından onunla ilgili ilginç haberler gelmeye devam ediyor.
Son olarak üçüncü hamilelik iddialarıyla gündemde olan Cambridge Düşesi Kate Middleton, Saray'da kayınvalidesi Camilla Parker Bowles ile kocasının babaannesi Kraliçe 2. Elizabeth arasında kaldı söylentilere göre. Bunun nedeni de ilginç.
Kraliyet çevresinde kelimenin tam anlamıyla vahşi bir orman yangını gibi yayılan söylentilere göre Kraliçe 2. Elizabeth gelini Camilla Parker Bowles'un da cesaretlendirmesiyle yüzüne botoks enjekte ettirdi. Zaten ne olduysa da ondan sonra oldu.
ABD ve İngiliz magazin sitelerinde yer alan haberlere göre Prens Charles'ın ikinci eşi 68 yaşındaki Camille Parker Bowles, uzun bir süredir yüzüne botoks ve dolgu işlemi uygulatıyor.
Sonuçtan da memnun olmalı ki aynı şeyi kayınvalidesi Kraliçe 2. Elizabeth'e de önerdi. Bu işlemin herhangi bir yan etkisi olmadığını da söyledi.
Gelininin ısrarına dayanamayan 89 yaşındaki Kraliçe de sonunda güvendiği bir uzmanı saraya çağırda ve botoks uygulamasına başladı. Ancak işler umulduğu gibi gitmedi ve Kraliçe korkunç ağrılar çekmeye başladı.
Öyle ki çenesini oynatıp iki kelime bile edemez hale geldi. Herhangi bir yiyeceği çiğnemek ve gülümsemek için de çok büyük çaba harcaması gerekiyor.
Kate Middleton'ın ise bütün bu olanlardan Camilla Parker Bowles'u sorumlu tuttuğu konuşuluyor. İddialara göre 34 yaşındaki Middleton, kraliyet ailesinin üyelerini, Hollywood ünlüleri tarzında güzelleşmeye özendirdiği için de eşi Prens William'ın üvey annesi Camilla Parker Bowles'u küçümsüyor.
Ortada dolaşan söylentilere bakılırsa, Camilla Parker Bowles, Kraliçe'nin de tepkisini çekmiş ve bir süreliğine göz önünde olmamaya çalışıyormuş.

İşte kadın nüfusunun en fazla olduğu il

TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre, kadın nüfusunun fazla olduğu il sayısı 2015 yılında 39'a çıktı. Bu illerin başında yüzde 50,64 ile Bartın geldi.

TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre, yurtta kadın nüfusunun fazla olduğu il sayısı 39'a çıktı. Bartın, Samsun ve Trabzon, kadın nüfus oranının en yüksek olduğu iller oldu.

37 OLAN İL SAYISI 39'A ÇIKTI

TÜİK, Türkiye'nin illere göre kadın-erkek haritasını çıkardı. TÜİK Diyarbakır Bölge Müdürlüğü'nden alınan verilere göre, Türkiye'de 2014 yılında kadın nüfusunun fazla olduğu il sayısı 37 iken, 2015 yılında 39'a çıktı.

BARTIN LİDER DURUMDA

Erkek nüfusunun fazla olduğu il sayısı ise 44'den, 42'ye düştü. Kadın nüfusunun fazla olduğu illerin başında yüzde 50,64 ile Bartın geldi. Tunceli ise yüzde 55,90 ile erkek nüfus oranının en fazla olduğu il olarak belirlendi.

SAMSUN VE TRABZON TAKİPTE

Kadın nüfus oranının yüzde 50,64 ile en fazla olduğu Bartın'ı, yüzde 50,62 ile Samsun, yüzde 50,59 ile Trabzon takip ediyor.

KADIN HAKİMİYETİNDEKİ KENTLER

Kadın nüfus oranının fazla olduğu diğer iller ve oranları şöyle;

Giresun 50.56, Zonguldak 50.55, Amasya 50.55, Kütahya 50.51, Nevşehir 50.5, Çorum 50.49, Kastamonu 50.46, Sinop 50.45, Tokat 50.44, Burdur 50.43, Konya 50.41, Bolu 50.36, Afyonkarahisar 50.35, Rize 50.34, Sivas 50.3, Kırşehir 50.29, Elazığ 50.29, Ankara 50.27, Denizli 50.19, Isparta 50.17, Yalova 50.15, Mersin 50.15, Aksaray 50.15, İzmir 50.14, Aydın 50.14, Eskişehir 50.14, Malatya 50.13, Niğde 50.12, Yozgat 50.08, Çankırı 50.07, Uşak 50.07, Karaman 50.07, Balıkesir 50.05, Kırıkkale 50.04, Ordu 50.03, Adana 50.02.

ERKEKLERDE TUNCELİ İLK SIRADA

Erkek nüfus oranında ise yüzde 55,91 oranıyla ilk sırada yer alan Tunceli'yi yüzde 54,17 ile Hakkari, yüzde 52,33 ile de Şırnak izliyor.

ERKEK HAKİMİYETİNDEKİ KENTLER

Erkek nüfus oranının fazla olduğu diğer iller ve oranları şöyle;

Bitlis 51.97, Kars 51.95, Ağrı 51.94, Bilecik 51.7, Siirt 51.52, Ardahan 51.52, Iğdır 51.5, Tekirdağ 51.43, Bingöl 51.13, Van 51.12, Kırklareli 51.11, Muğla 50.99, Muş 50.97, Bayburt 50.84, Kahramanmaraş 50.76, Erzincan 50.76, Gümüşhane 50.69, Kocaeli 50.66, Çanakkale 50.59, Gaziantep 50.53, Edirne 50.52, Antalya 50.52, Osmaniye 50.49, Diyarbakır 50.44, Karabük 50.36, Artvin 50.29, Adıyaman 50.29, Düzce 50.28, Batman 50.27, Mardin 50.27, Şanlıurfa 50.23, İstanbul 50.22, Kayseri 50.17, Hatay 50.16, Sakarya 50.14, Manisa 50.13, Erzurum 50.13, Bursa 50.08, Kilis 50.06.

Türkiye'nin en iyi 10 anıt ağacı

EXPO 2016 için İzmir’den Antalya’ya taşınan 945 yaşındaki zeytin ağacı aklımıza düşürdü, uzmanlara Türkiye’nin en güzel anıt ağaçlarını sorduk. Her biri insanlık için birer ilham kaynağı; Nâzım Hikmet’in o efsane dizelerinde dediği gibi; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine”...
1) DÜNYACA ÜNLÜ: İNKAYA ÇINARI / BURSA
Uludağ’a giderken karşınıza çıkan 600 yaşındaki çınarın boyu 35 metre, çapı 10 metreye yakın. Turistik bir bölgede yer alması nedeniyle yaz-kış yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. Bu yüzden dünyaca ünlü. Uludağ.  
2) TÜRKİYE’NİN EN YAŞLISI: AMBAR KATRAN / ANTALYA
 Adını, halk arasında ona ‘ambar gibi ağaç’ denmesinden alıyor. Prof. Dr. Musa Genç bu sedir ağacı için “Türkiye’nin en yaşlı ağacı” diyor. 2331 yaşındaki ağacın ‘dünyanın en yaşlı sediri’ olduğu da iddia ediliyor. Karacaören Köyü. 
3) 2000’LİK ZEYTİN: TEOS ZEYTİN AĞACI / İZMİR
 Teos Antik Kenti’nde yer alan 2000 yaşındaki zeytin ağacı mutlaka görülmeli çünkü Anadolu’da ‘ölmez ağaç’ diye bilinen zeytin ağaçlarının ve zeytine verilen değerin en güzel örneklerinden. Seferihisar.  
4) ATATÜRK’ÜN HASSASİYETİ: YÜRÜYEN KÖŞK AĞACI / YALOVA
 Ağacın hikâyesi ilginç; Atatürk, Yalova’dan geçerken bu çınarı beğenip yanına köşk yaptırıyor. 1930’da dallarının köşkün çatısına zarar vermesi üzerine kesilmelerini önerenleri reddederek köşkü tren rayları üzerinde ileriye taşıtıyor. Millet Çiftliği. 
5) HEYBETLİ SEDİR: KOCA KATRAN / ANTALYA
 Dik bir yamaç üzerinde tüm heybetiyle duran bu sedir ağacı zamana meydan okuyor. 1995’te, 2000 yaşında olduğu tespit edilip koruma altına alınmış. Boyu 25 metre, çevresiyse 8.5 metre. Elmalı.  
6) EN YAŞLI MEŞE AĞACI: MAMATLAR MEŞE AĞACI / BOLU
 Mamatlar Yaylası’nda yer alan meşe ağacı 1000 yaşında ve üç metre çapa sahip. Türkiye’nin en yaşlı ve en kalın meşe ağacı olduğu söyleniyor. Kalın dallarından biri, arı yuvası olduğundan bilinçsizce kesilmiş. Mengen.  
7) CAMİ AVLUSUNDA: ZİNCİRLİ SERVİ / İSTANBUL
 Sümbül Efendi Camii’nin avlusunda yer alıyor. Hz. Hüseyin’in iki kızının buraya defnedildikleri söyleniyor. 1400 yaşında olduğu tahmin edilen ağacın yıkılması halinde kıyametin kopacağına inanılıyor. Kocamustafapaşa. 
8) UYUYAN AĞAÇ: AHTAPOT ÇINAR / İSTANBUL
 İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Araştırma Ormanı’nda yer alan bu anıt ağaç, görünümüyle diğerlerinden ayrılıyor. Çınar, ahtapotu andıran, alabildiğince uzun kollara sahip. ‘Uyuyan çınar’ olarak da bilinen ağaç 600 yaşında. Bahçeköy. 
9) TESADÜFEN BULUNDU: ASLAN KAVAK / İZMİR
 ‘Doğanın Sırları’ belgeselini çeken TRT ekibi henüz belgelenmemiş çok sayıda anıt ağacı ortaya çıkardı. Bunların en önemlisi olan bu çınar 
22 metrelik dip çevresiyle Türkiye’nin gövdesi en büyük ağacı olarak kayıtlara geçti. Bayındır. 
10) ACABA HANGİSİ: EYÜP SULTAN ÇINARI / İSTANBUL
 Eyüp Sultan Camii ve türbesi arasında iki, türbe çıkışında iki, civarda dört çınar var. Hangi iki olduğu bilinmese de İstanbul kuşatmasında Akşemsettin’in, Eyüp Sultan’ın kabrinin baş ve ayakucuna diktiği çınarların bunlar olduğu düşünülüyor. Eyüp.
Hürriyet

29 Ocak 2016 Cuma

Prof. Dr. Tarhan: Kendisiyle barışık çocuklar yetiştirmeliyiz!

Prof. Tarhan, yüksek motivasyonla başarı odaklı yetiştirilen çocukların başarısızlık halinde depresyona girebileceklerine dikkat çekiyor.


Yüksek motivasyonla, başarı odaklı yetiştirilen çocuklar başarısızlık halinde depresyona girebiliyorlar. Hatta bazen bu durum üzücü olaylarla sonuçlanıyor, intihara kadar gidebiliyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuğu sadece başarı odaklı değil, mutluluk odaklı da yetiştirmek gerektiğine dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan, yüksek motivasyonla “başarı” odaklı yetiştirilen çocukların başarısızlık halinde depresyona girebileceklerini söyledi.

Sağlıklı bir gelişimde kişinin kendiyle barışık olmasının önemine dikkat çeken Prof.Dr. Tarhan, şunları söyledi:

“ Yüksek motivasyonla, başarı odaklı yetiştirilen çocuklar başarısızlık halinde depresyona girebiliyorlar. Hatta bazen bu durum üzücü olaylarla sonuçlanıyor, intihara kadar gidebiliyor. Özellikle ergenlik dönemi mantıktan çok duyguların baskın olduğu dönemdir. Bu dönemde mantıksal kararlar verilemez. Rasyonel beyninden öte hisseden beynini kullanırlar. Ani kararlar alıp sonucu acı olan tepkiler verebilirler. Sorumluluk duygusu yüksek çocuklarda bu gibi durumlar daha sık yaşanabilir.”

“PROJE ÇOCUKLARDA BEKLENTİ YÜKSEK”

Genellikle başarı odaklı yetiştirilen proje çocuklarda beklentinin yüksek olduğunu belirten Prof.Dr. Tarhan, “Yaşam felsefesini başarıya göre kurmuş bu çocuklarda ‘Başarılı olursam iyi bir insanım, başarısız olursam kötü insanım’ algısı oluşur. Sorumluluk duygusu yüksek, iyi yetiştirilmiş çocuklar olurlar. Bu çocuklar yüksek motivasyonla yetiştirildiği için ‘en iyi, birinci olmalıyım’ hedefiyle yaşamlarını sürdürürler” dedi.

Bazen ebeveynlerin çocuklarına “Başarılı olman şart değil, sınıfta kalsan da bir şey olmaz, strese gerek yok” gibi cümleler kurarak moral vermeye çalıştıklarını belirten Prof.Dr. Tarhan, “Yüksek motivasyonla yetiştirilmiş çocuklarda ebeveynin bu tutumu dahi onlarda kaygıyı artırmaktadır. Bu nedenle anne ve babalar, sorumluluk duygusu yüksek olan ile düşük olan çocuğa ayrı davranmalıdır. Anne ve babalar bunun farkına varamıyor. Sorumluluk duygusu yüksek olana azmış gibi davranabiliyor. Aileler kimi zaman kıyas hatasına da düşebiliyor” diye konuştu.

Çocuğu sadece başarı odaklı değil, mutluluk odaklı da yetiştirmek gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerlilik ölçüsü yalnız başarı olmamalı. Başarı, ölçütlerden biri olmalı ama mutluluk da hedeflenmeli. Proje çocuklar maalesef başarı odaklı yetiştiriliyor. Kendisiyle savaşan değil, barışık çocuklar yetiştirmeliyiz.

28 Ocak 2016 Perşembe

Üsküdar'ın yüzünü güldüren Erdemliler Dayanışması Derneği

"Kapımız açıktır girene, lokmamız helaldir yiyene..." Yunus Emre'ye ait bu sözler, İstanbul Üsküdar'da bir iyilik hareketinin de sloganı oldu. Erdemliler Dayanışması Derneği, civarda yaşayan evsizlerin hayatını bu soğuk kış günlerinde bir nebze olsun kolaylaştırmaya çalışıyor.

Erdemliler Dayanışması Derneği, geçtiğimiz yıl Erkan Alaca ve birkaç arkadaş tarafından kurulmuş. Zeynep Kamil Mahallesi'nde bulunan derneğin binası, aynı zamanda evsizler için bir sığınak vazifesi görüyor.
Misafirhanede 8 kişilik bir yatakhane bulunuyor. Bunun yanı sıra isteyenler sabahları buraya gelip duş yapabiliyor, kahvaltı edebiliyor.
36 yaşındaki Alaca, CNNTürk'e yaptığı açıklamada, her sabah 15 civarında misafir ağırladıklarını belirterek, "Sadece evsizler değil. Bazen üniversite öğrencileri de gelip duş alabiliyorlar. Herkese açık kapı, ayrım yok. Din, dil, ırk ayırmıyoruz" diye konuşuyor.
Daha fazla kişiye yardım eli uzatmak istediklerini belirten Alaca'ya destek olmak isteyenler için derneğin sosyal medya hesaplarında gerekli direktifler de mevcut...

Üniversitelerin hangi bölümlerini bitirenler daha çok işsiz kalıyor?

İşsizlik sorun olmaya devam ediyor. Ama üniversite mezunları için daha büyük bir sorun. Peki hangi bölümleri bitirenler daha çok işsiz kalıyor?


Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, bugünkü köşe yazısında “Üniversitelerin hangi bölümlerini bitirenler daha çok işsiz kalıyor” sorusuna yanıt aradı. Aktaş’ın yazısı şöyle;

Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarının başında işsizlik geliyor. İşsizlik oranımız yüzde 10 dolayında kemikleşmiş, bir türlü aşağı çekemiyoruz. Üstelik, işgücüne katılma oranımız yüzde 50 dolayında seyrettiği halde işsizlik oranımız böylesine yüksek. Hani bir de çalışmak isteyenimiz fazla olsa, insanlar evde oturmayı tercih etmek yerine çalışmak isteseler ve işgücü piyasasına girseler, işgücüne katılma oranı Batı ülkelerindeki düzeylere çıksa, işsizlik oranımız belki de yüzde 20′lerin üstüne fırlayacak.

Bu koşullarda bile işsizlik sorun. İşsizlik herkes için sorun ama en çok üniversite mezunları için sorun. Özellikle üniversite mezunu kadınlar yoğun bir işsizlik yaşıyor ve biz de bu durumu her ay verilerle ortaya koymaya çalışıyoruz.

Peki üniversitelerin hangi bölümlerini bitirenler iş bulmakta daha çok zorluk çekiyor, bugün de bu sorunun yanıtını arayacağız.

Bölümlere göre işsizliği ortaya koyan verilerin 2014 yılına ait olduğunu belirtelim. Mutlak değerde değişiklik olmuştur elbette ama işsizlik oranına ilişkin eğilimde belirgin bir değişiklik olduğunu sanmıyoruz. İşsizlik oranı büyümüştür, ama bölümlerin eğiliminde önemli bir değişiklik olmamıştır.

2014 yılı verilerine göre, üniversite mezunlarındaki işsizlik oranı yüzde 10.6 düzeyinde. Söz konusu yıl itibariyle 606 bin işsiz var. Üniversite mezunlarında işgücüne katılma oranı da yüzde 79.2 ile oldukça yüksek bir düzeyde seyrediyor.

HANGİ BÖLÜM MEZUNLARI ŞANSSIZ?

TÜİK verilerine göre, 2014 yılı itibariyle işsizlik oranının en fazla olduğu alan gazetecilik ve enformasyon. Bu bölümde mezun sayısı da az, çalışan da, işsiz de. 24 bin işgücünün 17 bini istihdam edilebiliyor, 7 bin de işsiz var ve işsizlik oranı yüzde 29 düzeyinde. Gazetecilik ve enformasyon başlığında “gazetecilik ve habercilik” ile “kütüphane, enformasyon ve arşiv” bölümlerinin bulunduğunu belirtelim.

İşsizlik oranında ikinci sırada üniversitelerin bilgisayar bölümlerinden mezun olanlar yer alıyor. Bilgisayar bölümleri mezunlarındaki işsizlik oranı yüzde 16.6 düzeyinde. Sanatla ilgili eğitim alanların da yüzde 16.3′ü işsiz geziyor.

GÜVENLİK BÖLÜMÜNDE İŞ ADETA HAZIR

İşsizlik oranının en düşük olduğu alan ise güvenlik hizmetleri. Güvenlik hizmetleri alanında işsizlik oranı yalnızca yüzde 2.5 düzeyinde. Can ve mal güvenliği, iş sağlığı güvenliği ve silahlı kuvvetler ve savunma bu kapsamda değerlendiriliyor.

İşsizlik oranı üniversitelerin sağlıkla ilgili bölümlerini bitirenlerde yüzde 3.2, veterinerlik bölümünü bitirenlerde ise yüzde 7.3 düzeyinde bulunuyor.

Öğretmen eğitimi ve eğitim bilimleri bölümü mezunlarında düşük sayılabilecek bir işsizlik oranı söz konusu. Bu bölümlerden mezun olanlardaki işsizlik oranı yüzde 7.4 düzeyinde. Söz konusu bölümler için işgücü 786 bin, istihdam 728 bin, işsiz ise 58 bin olarak belirtiliyor.

Öğretmenlerin atanamayınca nasıl başka alanlarda iş aramak durumunda kaldıkları bir gerçek. Güneydoğu’da şehit düşen polislerin bir kısmının aslında öğretmen olduklarını biliyoruz. Bilgisayar ya da başka bir bölüm öğretmenliği okuyup yıllarca ataması yapılmadığı için polisliğe başvurmak durumunda kalan ve Güneydoğu’da şehit düşenlerin haberleri geliyor. Ve ne acıdır ki, “özel harekat polisi” diye adlandırılan bu polislerin aslında kiminin öğretmen, kiminin başka bölüm mezunları olduklarını öğreniyoruz. Sanıyorduk ki “özel harekat polisi” bu tür çatışmalar için özel bir donanıma sahip şekilde yetiştirilen polislerdir. Biz öğretmenlerimizi “özel harekat polisi” yapıyormuşuz meğer…

Öğretmen atamalarına ilişkin kura çekimlerinde, sevinç ya da üzüntüden dökülen gözyaşlarına bakıyoruz, sonra bu alandaki işsizlik oranının yalnızca yüzde 7.4 olduğuna, bir uyumsuzluk var gibi.

Aslında sorunumuz çok daha derin. Bir sihirli değnekle yarın üniversite mezunlarının tümüne iş bulsak ne olacak ki… Her yıl üniversitelere iş bulamayacağını bile bile binlerce öğrenci alıyoruz ya da başka bir ifadeyle her yıl binlerce öğrenci iş bulma şanslarının çok düşük olduğunu bile bile bazı bölümlere kaydoluyor. Kendi alanımızdan, medyadan örnek verelim. Türkiye’de 50′ye yakın iletişim fakültesi var ve bu fakülteler her yıl 50 mezun verse, toplam 2 bin 500 mezun iş arayacak demektir. Türk medyasında bu kadar kişiye iş yaratacak bir büyüme söz konusu mu, elbette değil.

Durumumuz, tam bir dostlar alışverişte görsün durumu. Bir tarafta iş bulamayacağı ta baştan belli olanlar, diğer tarafta sanayinin ara eleman ihtiyacını karşılamakta zorluk çektiği gerçeği. Ara ve teknik eleman yetiştiremeyen, eleman ihtiyacına göre bir eğitim sistemi oluşturamayan bir Türkiye…

27 Ocak 2016 Çarşamba

Ev alana oturma izni veren 12 ülke

Avrupa Birliği (AB) finansal krizi aşmanın yolunu, AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarına konut alımı karşılığında oturma izni vermekte buldu. Bu gelişme, Türkiye’de yurtdışında ev almak ve yaşamak isteyenleri harekete geçireceğe benziyor.

Zingat.com, konut alındığında oturma izni ve vize muafiyeti tanıyan 12 ülkeyi derledi...
1.Amerika Birleşik Devletleri
ABD hükümetinin belirlediği bölgelerde 500 bin dolar yatırım yapan veya 1 milyon dolar sermayeli şirket kuranlara süresiz oturum hakkı veriliyor. Yatırımın beşinci yılında da vatandaşlığa geçme hakkı sunuluyor.
2.Almanya
250 bin euro yatırımla bir iş kurarak Alman vatandaşlarına istihdam sağlayanlara önce oturum, sonra vatandaş olma fırsatı sunuluyor.
3.Dominik Cumhuriyeti
Tek başınıza vatandaşlık hakkı için 100 bin dolarlık, eşiniz ve çocuklarınızla ülkeye yerleşmek için 200 bin dolarlık yatırım yapmanız gerekiyor.
4.Letonya
Letonya’nın yabancı yatırımcılar için AB üyesi ülkeler arasında dolaşım izni verdiği uygulamada fiyat kotası şöyle: Büyük şehirlerden en az 143 bin euro, kırsal kesimden en az 71 bin 500 euro değerinde ev almak.
5.İrlanda
İrlanda’da 400 bin euro değerinde gayrimenkul alanlar, oturma iznine sahip oluyor.
6.İspanya
İspanya’da yabancı yatırımcıya oturum izni veren yasa yürürlüğe girdi. İspanya’da 160 bin euroluk konut alan yabancılar oturma izninin ve vizesiz seyahat hakkının sahibi olacak.
7.Kanada
Kanada’da vatandaşlık hakkı elde etmenin yolu, 400 bin dolar yatırım ve 800 bin dolarlık banka hesabından geçiyor.
8.Makedonya
Makedonya’da iki fırsat birden var. 40 bin euroluk gayrimenkul satın alan yabancılar bir yıllık oturma iznine, 400 bin euroluk yatırım yapan iş adamları da vatandaşlık hakkına kavuşuyor.
9.Portekiz
İşsizlikle mücadele eden Portekiz’de en az 500 bin euro değerinde konut alan yabancılar vizesiz dolaşım hakkına kavuşuyor. Portekiz’e özel bir diğer uygulama da, en az 10 kişiye istihdam sağlayan bir iş kuran yabancılara oturum izni verilmesi...
10.Uruguay
Uruguay’da 1.200 dolar aylık kazancı olanlara üç yıllık geçici oturum izni ve vatandaşlık hakkı veriliyor.
11.Ukrayna
Ukrayna’da vizesiz giriş ve sınırsız oturum izni için gereken yatırım, ülkede açacağınız şirket hesabında 100 bin dolarınızın olması.
12.Yunanistan
Yunanistan’da 250 bin euro ve üstü değerde bir konut satın aldığınızda beş yıllık oturum izni sağlanıyor. Bu hak çalışma iznini kapsamıyor.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Türkiye'nin en iyi 10 pizzacısı

Savaş zamanında İtalyan kadınların bulabildikleri malzemeleri hamurun üstüne koyarak yaptığı pizzanın sonradan dünyayı kasıp kavuracağını kim bilebilirdi ki? Bugün bırakın İtalya’yı bütün dünya pizzacılarla dolu. Peki bunca alternatif arasında en iyileri hangileri?

1) GÜNLÜK VE TAZE SOSLAR: MİSS PİZZA İSTANBUL  

Klasik pizza, vejetaryen, vegan ve deniz ürünlülerin olduğu ve odun ateşinde pişen 35 çeşit pizza var. Tüm sosları günlük ve taze olarak hazırlıyorlar. Şişhane’de zengin şarap mönüsüne sahip bir şubesi daha mevcut. Cihangir; (0212) 251 32 79
Pesto soslu kabaklı pizza 26 TL. (30 cm) 

2) DİLEYENE KEPEKLİ: PAPER MOON  İSTANBUL

İtalya’dan özenle seçilen malzemeleri kullanıyorlar. 11 çeşit pizzayı isterseniz kepekli hamurla da hazırlatabilirsiniz. Akmerkez; (0212) 282 16 16
Pizzalar 38-65 TL.

3) HER ŞEHRE BİR PİZZA: DA MARIO  İSTANBUL

Etiler’de 12, Kalamış şubesinde 26 çeşit pizza var: İtalya’nın farklı şehirlerine özgü malzemelerden ve yine o şehirlerin isimlerini taşıyan pizzalar. Etiler; (0212) 265 15 96
Portofino pizza 41 TL.

4) İTALYAN ÜRÜNLERİ: MEZZALUNA ANKARA 

Başkentin romantik İtalyanı. 15 farklı pizza var. Peynir ve salam İtalya’dan getiriliyor. Ankara’da üç, İstanbul’da dört, İzmir’de iki var. Next Level AVM; (0312) 221 66 12
Bonfileli Robespierre pizza 46 TL. 

5) LAHMACUN PİZZASI: GRAND PIZZERIA  İSTANBUL

Türk damak tadına uygun pizzacı desek abartmış olmayız: Lahmacuna benzeyen pizmacun yapıyorlar, kavurmalı ve beğendili pizza bile var. Göktürk; (0212) 322 12 20
Meat lovers pizza 47 TL. 

6) DİNLENMİŞ HAMUR: PİZZA LOCALE İZMİR

İzmir’in yeni butik pizzacılarından. Daha çıtır olması için hamuru bir gün dinlendiriliyor. 23 çeşit pizzadan Aynur Tartan füme kaburgalıyı öneriyor. Alsancak; (0232) 463 45 60
Füme kaburgalı pizza 25 TL. 

7) HER ŞEY GÜNLÜK: DUE FORNI İSTANBUL

Hamurdan sosuna tüm malzemeler günlük hazırlanıyor. Türk ve İtalyan mutfağından lezzetleri tadabilirsiniz. Makarnalar da kendi üretimleri. Göztepe; (0216) 350 00 90
Due forni pizza 30 TL. 

8) GLÜTENSİZ PİZZA: UPPER CRUST / İSTANBUL

Pizza dışında başka ana yemek yok. Kepekli, glütensiz, vegan ve klasik, 45 çeşit var. Açık mutfaktan pizzanızın hazırlanışını izleyebilirsiniz.  Bebek; (0212) 265 02 66
Rıfat’ın acılısı pizza 38 TL. 

9) ÖZGE ÖZPİRİNÇÇİ MÜDAVİMİ: PIZZA EAST İSTANBUL

Soho House’un işletmesi olan mekânda 11 çeşit pizza var. Hamur, çıtır olması için 72 saat mayalanıyor. Özge Özpirinççi müdavimlerinden. Akaretler; (0212) 259 22 59
Buffalo peynirli pizza 28 TL. 

10) TATLI PİZZA OLUR MU :EMİRGÂN PİZZA İSTANBUL

Kahvaltı, ızgara ve klasik olmak üzere 29 çeşit pizzayı üç kategoriye ayırmışlar. Nutella, muz, fındık ve mascarpone’lu tatlı pizza ilginç bir deneyim. Emirgân; (0212) 277 88 87
Tatlı pizza 20 TL.
GEZGİN, GURME, BESLENME UZMANI, TV PROGRAMCISI, BLOGGER, KENT YAZARLARINDAN OLUŞAN BÜYÜK JÜRİ SEÇTİ
Selim Onat / Hürriyet

24 Ocak 2016 Pazar

Kardan bikinili kadın heykeli yaptı

Kar yağışı yurdun dört yanında yaşamı olumsuz etkilerken, Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Sümer Kampüsünde bir öğrenci, kardan bikinili kadın heykeli yaptı.

Yağışın etkisiyle Sümer Kampusu ve Öğrenci Köyü beyaza büründü. AGÜ Endüstri Mühendisliği 1'inci sınıf öğrencisi Hasan Yalçın, kalem kaşık, bıçak gibi ev aletleri kullanarak, 'kardan kadın' yaptı. Yaklaşık 8 saat çalışan Hasan Yalçın, kış ortasında yaz havası vermek için kardan 'bikinili kadın' heykeli yaptı. 
Hasan Yalçın, "Vurgulamak istediğim yaz mevsimindeymişiz hissi vermekti. Yanına da erkek model yapmak istedim ancak 8 saat süren çalışmanın ardından yorulduğum için yapamadım. Kar bu şekilde yağmaya devam ederse yapabilirim"dedi. 
Öğrenci Hasan Yalçın’ın çalışması görenlerin ilgisini çekti. 


21 Ocak 2016 Perşembe

Kalça çıkığının sebebi yanlış kundaklama

Ülkemizde her bin bebekten 15'inde kalça çıkığı görülüyor. Yanlış kundaklama yüzünden ortaya çıkan bu ortopedik sorunun tespiti için bebeğin paytak yürüyüp yürümediğini gözlemlemek gerekiyor.

Erken dönemde tedavi edilmezse topallama veya ayağın kısa kalması gibi ciddi kalıcı sakatlıklara neden olabilen kalça çıkığı Türkiye' de her 1000 canlı doğumdan 15'inde görülüyor. Bu oran tüm dünyada izlenen ortalamaların üzerinde. Acıbadem Zekeriyaköy Tıp Merkezi Radyoloji Uzmanı Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu, bunun en önemli nedeni olarak akraba evliliklerinin yanı sıra bebeklere "kundak yapma" alışkanlığı olduğuna dikkat çekerek, "Kalça çıkığını önlemek için bebeğinize asla kundak yapmayın. Ayrıca kalça hareketlerini kısıtlayacak dar giysiler giydirmekten de kaçının" diyor.

Kalça çıkığı sonradan da gelişebiliyor
Uyluk kemiğinin yuvarlak top kısmının, kalça kemiği içine oturduğu yuvanın bir kenarının doğumsal olarak gelişmemiş olması, "kalça çıkığı" olarak nitelendiriliyor. Eskiden bütün kalça çıkıklarının doğuştan var olduğu ve zamanla ilerlediği düşünülüyordu. Bu nedenle hastalık Doğuştan Kalça Çıkığı olarak adlandırılırdı. Günümüzde kabul edilen görüş ise bebeklerin kalçalarında direkt çıkık ile doğmamış olabildikleri, top-yuva eklem sabitliğini düzenleyen eklem kapsülünün gevşekliğine bağlı olarak zamanla top ile yuvanın birbirinden değişik derecelerde uzaklaşabildiği yönünde. Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu, bu nedenle Doğuştan Kalça Çıkığı teriminin, Gelişimsel Kalça Çıkığı veya Displazisi (gelişim yetersizliği) olarak değiştirildiğini belirtiyor.

En büyük risk, kundak yapmak
Doğumdan sonra yapılan bazı davranışlar, kalça gelişim yetersizliği bulunan çocuğun daha iyiye veya daha kötüye gitmesine yol açıyor. "Yapılan en büyük hatalardan biri ise toplumumuzun gelenekselleşmiş bir davranışı olan bebeği kundaklamaktır" diyen Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: "İşin garip tarafı, eskiden ve hala daha çok Anadolu'da yaygın olan bu davranışın, artık Batı'da da ilk aylarda bebeklerin sakinleşmesi için önerilmesi. Ancak bebeklerde bacakların sıkı ve dümdüz sarılması kalça ekleminde çıkığa eğilimi arttırıyor. Bu yüzden eğer kundak yapılacaksa bunun mutlaka kalçanın sıkı sarılmadığı, bacakların doğal olarak ayrık durmasına müsaade edecek olan yarım kundaklama olması gerekiyor"

Afrika'da görülmüyor, çünkü…
Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu, kalça çıkığının Afrika'daki en ilkel kabilelerde neredeyse hiç görülmediğini belirterek, bunun nedenini şöyle anlatıyor: "Uzun araştırmalar sonucunda bundaki etkenin; mevsim şartları ve gelenekselleşmiş nedenlerden dolayı annelerin çocuklarını bacakları açık, kalça ve dizleri 90 derece kıvrık bir şekilde sırtlarına bağlayarak gezdirmeleri olduğu belirlenmiş. Zaten çocuk ortopedistlerinin tedavide kullandıkları cihazlar da aynı prensibe dayanıyor"

Paytak yürüyorsa, dikkat!
Kalça çıkığı yeni doğmuş ve çıkık derecesi fazla olmayan bebeklerde yürüyene kadar hiçbir belirti vermeyebiliyor. Genellikle rutin yapılan muayenede fark ediliyor. Ancak bazen yürüme öncesinde bacak kıvrımlarının sayı ve derinliğinde eşitsizlik olması, bacakların yanlara açılmasında sınırlama olması, dizler bükülü haldeyken önden bakıldığından dizlerin aynı seviyede olmaması gibi ailenin de fark edebileceği belirtiler olabiliyor. Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu, yanlara sendeleyerek yürümenin, kalça çıkığının ana belirtisini oluşturduğuna dikkat çekiyor (paytak yürüyüş). Bazen de yürümenin gecikmesi ve bir bacağın kısa olması gibi belirtiler de görülebiliyor.

Kalça ultrasonografisi çok önemli
Radyoloji Uzmanı Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu, kalça çıkığı tanısı için öncelikle muayene ve bebeğin hikayesi gerektiğini belirterek şu bilgileri veriyor: "Muayene normal ise ve bebek risk grubunda değilse, ilk 3 ay, ayda bir kez kontrol muayenesi yapılıyor. Risk grubundaki bebeklerde ise muayene normal bile olsa, yaşamın ilk 4-6. haftasında kalça ultrasonografisi ile inceleme yapılması çok önemli. Biz imkan varsa her bebeğin 4-6 hafta arasında rutin kalça ultrasonografi tetkikinin yaptırılması öneriyoruz"

İlk 6 ayda tedavi operasyondan kurtarıyor
Kalça çıkığında erken teşhis, tedavinin şeklini belirliyor. "Gelişimsel Kalça Displazisi tedavisi ilk 6 ay evde, 6 aydan sonra ameliyathanede oluyor'' diyen Dr. Nilay Soydan Şahinoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: "Eğer 1-6 aylık bir bebekte saptandıysa, Pavlik bandaj denilen, bebeğin kalçasını ve dizini 90 derece kıvırarak yana doğru açan bir bandaj kullanılıyor. Bu şekilde çıkıklar, alçı veya operasyona gerek duyulmadan yüzde 85-90 arasında başarıyla tedavi edilebiliyor. Ancak 6 aydan sonra alçı ve yaklaşık 1 yaşından sonra ise bebeğin yaşına, önceki tedavilere olan yanıtına ve çıkık derecesine göre değişen ameliyat teknikleri uygulanıyor. 18 aydan sonra ciddi ameliyatlar gerekebiliyor" mynet

Gözde uçuşan cisimler neye işaret?

Herkes zaman zaman yaşamıştır, gözünüzde ilginç cisimler uçuşur. Bunların kaynağı nedir?
Bilimsel adını duymamış olabilirsiniz, ama gözde uçuşan şekilleri mutlaka görmüşsünüzdür. Bu uçuşan görüntülere tıp dilinde miyodizopsi denir. Nokta, ip, yüzen bir kuyruk ya da örümcek ağı şeklinde olabilirler. Bunlar birer optik illüzyon değildir, gerçekten de orada, gözünüzün içindedirler.
GÖZÜN ANATOMİSİ
Bu sorunun nedenini anlamak için biraz göz anatomisine bakalım. Gözün ön kısmında kornea, hemen arkasında ise siyahımsı göz bebeği ve onu çevreleyen renkli iris tabakası vardır. Bu iki tabaka arasında ise göz sıvısı bulunur.
Gözün arkasında, ışığa karşı duyarlı hücrelerden oluşan retina tabakası vardır. Retinayı oluşturan sinir hücreleri, diğer adıyla nöronlar, ışığı algılayınca harekete geçer ve optik sinir yoluyla, gördüğünüz şeyle ilgili beyne bilgi gönderir. Lens ile retina arasında vitreus jeli adı verilen madde vardır.
YABANCI MADDELER
Vitreus, çoğu sudan oluşan, jel kıvamında şeffaf bir maddedir. Göz sıvısından farklı olarak vitreus jeli yenilenmez. Doğduğunuzda sahip olduğunuz vitreusu ömür boyu kullanırsınız. Yani dışarıdan bir madde, kan ya da başka bir hücre vitreus jeline girdiğinde orada kalır. Bu parçacıklar, ışığın gözden geçtiği sırada retinaya gölge düşmesine neden olurlar. İşte gördüğümüz uçuşan cisimler bunlardır.

Yaş ilerledikçe buradaki jel yapısı bozulmaya uğrayıp daha sıvı bir hal alabilir. O zaman vitreus içine girmiş parçacıklar bir araya toplanıp yine retinaya gölge düşmesine neden olabilir.
YAYGIN BİR SORUN
Uçuşan cisimcikler görmek oldukça yaygın sorundur. İngiltere’de yapılan bir araştırmada, göz doktorları ayda yaklaşık 14 hastanın bu şikayetle geldiğini belirtiyor. Akıllı telefon uygulaması üzerinden 603 kişiyle yapılan başka bir araştırmada ise bu kişilerin yüzde 76’sı uçuşan cisimler gördüklerini ifade etmiş, bunların üçte biri ise bunun görmelerini etkileyen bir sorun olduğunu bildirmişti.
İnsanlar bu sorunla yaşamayı öğrendiği ya da bu cisimcikler bir süre sonra ortadan kalktığı için göz doktorları bunu genel olarak zararsız buluyor.
TARTIŞMALI TEDAVİ
Bazılarında ise bu sorun daha ciddi boyutlarda baş gösterdiği için görme bozukluklarına yol açar veya gelecekteki sorunların belirtisi olabilir. Yaşlılarda gözde uçuşan cisimlerin birden ortaya çıkması vitreus jelin retinadan ayrılmasının belirtisi olabilir. Bu durumda retinada yırtılma ve sonunda körlük olabilir.
Çoğu insan için uçuşan cisimcikler önemli bir sorun teşkil etmese de tedavi konusunda internette yapılan aramalarda yogadan, ameliyata, itriyum alüminyum garnet (YAG) lazerine kadar çeşitli yöntemler bulunacaktır. Bu lazer tekniği oftalmoloji alanında yaygınlık kazanmış olsa da bu sorunun tedavisinde ne kadar etkili olduğuna dair fazla araştırma yoktur ve ABD’de yetkili kurumlardan henüz onay almamıştır.
Uçuşan cisimlerin görmeyi önemli ölçüde etkilediği durumlarda vitrektomi adı verilen bir tedavi uygulanmakta ve gözdeki vitreus jeli yerine tuzlu su solüsyonu enjekte edilmektedir. Fakat vitrektomi de retina yırtılması ve katarakt gibi ciddi riskler içerdiği için ancak son çare olarak uygulanmaktadır.
2012’de İtalyan araştırmacıların yaptığı bir çalışmada, çoğu insan için uçuşan cisimler görme durumunun klasik yöntemlerle idare edilebileceği ve bu sorunun nedeni konusunda bilgilendirme ve endişeleri gidermenin yeterli olabileceği belirtiliyor.
Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future sayfasında okuyabilirsiniz. BBC Türkçe

20 Ocak 2016 Çarşamba

Güzelleşmek için sağlığından vazgeçti

28 yaşındaki Danielle Dyer 16 yaşındayken arkadaşlarıyla birlikte bronzluk yarışmalarına katıldı. Danielle 21 yaşına geldiğinde kendisine kötü huylu bir cilt kanseri türü olan melanom tanısı konuldu. Bu olaydan sonra pişmanlığını dile getiren Danielle insanları cilt kanserine karşı uyarıyor.
16 yaşındayken ilk bronzlaşma deneyimini yaşayan ve o dönemlerde bir moda anlayışı olan bronzlukla tanışan Danielle o günleri," Tatillerde arkadaşlarımla aramda bir rekabet olurdu. En sonunda yanma noktasına kadar geldim" diye anlatıyor.
Danielle "Şimdi geriye baktığımda,  yaptığım şeyin kötü olduğunu farkettim.O zamanlar ben kesinlikle bağımlıydım. Gün geçtikçe cildimde yanıklar oluşmaya başladı ve ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyordum. " diyor. 
"ÇOK PİŞMANIM"
Kanser olduğunu öğrendiğinde 4 operasyondan geçtiğini ve yaptıklarımdan pişman olduğunu dile getiren Danielle şimdilerde ise cildini korumak için her gün  50 faktör korumalı güneş kremini yüzüne kollarına sürdüğünü ve kış aylarında bile vücudunu korumaya devam ettiğini söylüyor.
Geçmiş günleri ve eski fotoğraflara nefretle baktığı söyleyen Danielle "insanlar kendileri için sağlıklı olanı yapmalı, ben bunu zor yoldan öğrendim. O zamanlarda güneşte dışarı çıkamaz hale gelmiştim" diyerek duyduğu pişmalığı anlatıyor.
O şimdi Southampton Firvale Estetik Kliniği'nde bir güzellik terapisti olarak çalışıyor ve  diğer insanları bronzlaşmak konusunda uyarıyor.
hürriyet.com.tr