M Treni, Patti Smith, Çeviren: Seda Ersavcı, Domingo
Müzisyen, şair ve yazar Patti Smith, Çoluk Çocuk’un ardından ikinci anı kitabı M Treni’yle karşımızda. “Bu kitap ben neysem o” diye tanımladığı M Treni Patti Smith’in kafasındakileri de, kalbindekileri de tüm şeffaflığıyla görmeyi mümkün kılan büyüleyici bir hazine.
Müzisyen, şair ve yazar Patti Smith, Çoluk Çocuk’un ardından ikinci anı kitabı M Treni’yle karşımızda. “Bu kitap ben neysem o” diye tanımladığı M Treni Patti Smith’in kafasındakileri de, kalbindekileri de tüm şeffaflığıyla görmeyi mümkün kılan büyüleyici bir hazine.
Edebiyatımızın usta yazarlarından Selim İleri, 1874-1980 yılları arasında roman sanatının tüm inceliklerini görebileceğimiz 230 romanlık bir seçki sunuyor bu kitabında. Bahsi geçen romanlar arasında İleri’nin yazarlığına giden yolu döşeyen eserler de var üstelik.
İhsan Oktay Anar’ın ilk romanı, İlban Ertem’in masalsı çizgileriyle çizgi roman olarak yayımlandı. Beş yıl süren bir emeğin ürünü olan eser, romanı çok farklı bir boyuta taşıyor. İlban Ertem, Türkçe edebiyatta benzeri olmayan bir uyarlamaya imza attı.
Cioran’ın tam bir “inanç krizi” dönemi yapıtı. Ortodoks ve genel anlamda Hıristiyan öğretinin bütün unsurlarını, azizlik müessesesini ve en önemlisi insanlık durumunu hallaç gibi silkeliyor. Din, Tanrı, azizlik, ölüm, ölümsüzlük gibi olgular kadar “müzik” üzerine de konuşuyor Cioran.
Sylvia Plath, öldükten sonra efsane olan yazarlardan. Otuz bir yaşında intihar eden Plath, geride yarı-özyaşamöyküsel bir roman, öyküler, şiirler, radyo röportajları, çocuk öyküleri ve kocaman bir günlük bıraktı. Çizimler sürpriz bir kitap oldu. Kırk dört çizimin yer aldığı eser Plath’ı sevenleri fazlasıyla memnun etti.
Kew Kraliyet Botanik Bahçesi’nin benzersiz koleksiyonundan 174’ü renkli toplam 205 görsel ile süslenmiş bu kitap, dünyamızı biçimlendiren dikkate değer bitkilerin güzelliğine, çeşitliliğine, önemine övgü…
Ahmet Büke, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nde bir yıl boyunca her hafta öykü yazdı. Karakterlerin öyküden öyküye atladığı bir seçki, yeni öykülerle bir araya geldi. Büke, gündelik hayatın bir dizi kısacık öyküyle nasıl anlatılacağını da gösteriyor bu kitabında.
Ahmet Ümit, İttihat ve Terakki’nin yirmi yılını anlattığı tarihsel romanının ilk baskısı da 250 bin adet yapıldı. Ümit, romanında öldürüleceği korkusuyla Pera Palas’a sığınan Şehsuvar Sami ve unutamadığı aşkı Ester üzerinden 1906’da orduyla buluşup büyük güce dönüşen ve 1926’da İzmir Suikastı’yla sona eren İttihat ve Terakki’nin 20 yılını anlatıyor.
Ayna Çarpması adlı ilk kitabıyla Haldun Taner ve Yunus Nadi öykü ödüllerini kazanan Murat Özyaşar’ın yeni kitabı Sarı Kahkaha. Özyaşar’ın yeni kitabında anlatılamayan, ancak yazılabilen hikâyeler var.
Doğan Hızlan bu kitabı için şöyle diyor: “Bu kitapta edebiyat dışında yemek üzerine, müzik üzerine, kent tarihleri gibi kitaplara yer verdim: Seçerken hayatın/hayatımın çeşitliliğe düşkün yanını yansıttım.” Kitabın adı, Hızlan’ın hatırını soranlara verdiği değişmez yanıttan geliyor: Deme kış yaz, oku yaz!
Harita Metod Defteri noktaları birleştirme oyunu gibi kurgulanmış. Noktalar, Murathan Mungan’ın büyüme kilometre taşları. Her biri bir anı, bir sahne, bir nokta yaşamında, bunları birleştirdiğimizde bütün ortaya çıkıyor. “Hayatımın ölene kadar unutamayacağım anlarından biridir” diye nitelediği anlardan oluşuyor bu bütün.
Kör Pencerede Uyuyan, Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü kazanmış bir kitap. Ödül jürisi, kitabı “Öyküyü oluşturan konuyu çok değişik açılardan geliştirmiş olduğu ve işlenmiş bir dille öykü diline katkıda bulunduğu” gerekçesiyle ödüle değer bulmuştu.
Dağlarca Şiir Ödülü’nü Şükrü Erbaş’la paylaşan Ömer Erdem, bu kitabında ihtiyacı olan kayıp, yaralı kardeşler, eski tanıdıklar gelip alsın diye yazılmış şiirler var. Kente rağmen kente yakından ve içeriden bakan bir şairin eseri…
Dağlarca Şiir Ödülü’nü Ömer Erdem’le paylaşan Pervane’de, Şükrü Erbaş’ın ölüm, emek, acı, ayrılık, aşk, yalnızlık, çocuk, insan ve özgürlük gibi temalarla oluşturduğu şiirlerle buluşuyoruz. İnsanın içine işleyen, içini yakan şiirler…
Ece Temelkuran Devir’de 12 Eylül’e iki çocuğun gözünden bakıyor. O yılları yazarken, tanıklık etmiş pek çok kimseyle görüşüp röportajlar yapmıştı… Temelkuran, yalnızca çocuk gözümüzle bakınca hatırlayacaklarımızı anlatıyor romanında.
Bakele, Sezgin Kaymaz’ın üçüncü hikâye kitabı ve yazarın edebiyatına dair birçok unsuru içinde barındırıyor. Kitabın büyük bir çoğunluğu ilk gençlik hikâyeleriyle ve anlatıcının Hülya ile maceraları diyebileceğimiz hayatına dair zaman dilimlerinden oluşuyor.
Burhan Sönmez işkenceye uğrayanların, işkenceye dayanmaya çalışanların hikâyelerini anlatıyor. Suçları ne, neden oradalar, kurtulabilecekler mi? Sorgucuların tarifsiz işkencelerinden geçen kitabın kahramanları acılarını unutmak, umutlarına sahip çıkmak İstanbul’a sarılıyor. Yeraltında hayallerindeki güzel İstanbul’u kurup yaşatıyorlar.
Altay Öktem, O Adam Babamdı’da bir seri katilin cinayetlerini nasıl işlediği değil neden işlediğini, yani Haydar Bey’in bütün talihi ve talihsizliğiyle trajik hayatını anlatıyor. Haydar Bey, daha çocukluktan itibaren, zorunluluktan bir katildir. Öyle, düzenli olarak birilerini öldüren bir tip de değil üstelik. Tam aksine, uzun müddet hayatını sorunsuz sürdürüyor.
Nermin Yıldırım yeni romanında sadece dört derste istediğiniz şeyi hafızanızdan silmeyi vaat ediyor. Nermin Yıldırım bir kadının çöküşünü, tekrar doğuşunu, unutmayı, hatırlamayı, aldatmayı; tüm bu asık yüzlü kavramları yüzümüzde keyifli bir gülümsemeyle takip etmemizi sağlayan bir dille anlatıyor.
Romanın kahramanı, “Eskiden ben neydim?” sorusuyla başlıyor hikâyesine. “Yanıtı: Burada, yıllarımı geçirdiğim bu evde hapistim.” Niçin ve kimler hapsetmiştir onu? Bunun belli bir yanıtı yok. Hayatının içine hapsolduğu çemberin dışına çıkamadığını görünce, yaşlı annesinin evini ve sıkıştığı yeri terk etmeye karar verir ve dümdüz bir çizgi çizerek nereye varacağını bilmediği bir yolculuğa çıkar.
28 Aralık 2011, Roboskî… Otuz dört kişi ölü olarak ele geçirildi.Sibel Oral, Roboskî’ye giderken sadece gazeteci kimliğini değil; vicdanını, insanlığını ve acısını da beraberinde götürdü. Kimsenin yargılanmadığı, hiçbir siyasi sorumlunun ortaya çıkmadığı, hatta tazminat ödenerek ölü olarak ele geçirilenlerin ailelerine sus payı verilmek istendiği bu katliamın ardındaki acı ve öfkenin dindirilebilmesi için tek bir beklenti var: Adalet…
Yuval Noah Harari’nin yazdığı Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, “100 bin yıl önce yeryüzünde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak?” sorusunun peşinden gidiyor.
İsmail Güzelsoy Değmez’de sıradışı hayatları, tuhaf olayları, siyasi detayları, kahramanları ve onların hikâyeleri üzerinden de aşk ve ölüm kavramlarını iyi kurgulanmış bir oyunla bir araya getiriyor.
Anadolu kökenli Ermenilerden biri olan Dedeyan çok detaylı bir tarih anlatıyor. En eski kaynaklar ve el yazmalarından 20. yüzyıla kadar geliyor. Ermenileri sadece Osmanlı coğrafyası ya da Anadolu’yla sınırlamadan ele alıyor, kurdukları bütün krallıklar, farklı bölgelerdeki varlıkları, buradaki diğer kavimlerle olan ilişkileri, kendi içlerindeki çatışmalar ve değişim ile birlikte anlatıyor.
Herta Müller, diktatörlük rejiminin insan zihninde ve hayatında açtığı çukurları, birkaç yıllık ömrünü bu çukurlara tekrar tekrar düşerek geçiren bir kahramanı anlatıyor. Böylesi belirsiz bir yaşamı anlatmak için yazar da bir ana tema etrafında oluşturulmamış, zihnin bir anıdan veya düşünceden öbürüne sıçrayıp durduğu, yönü belirsiz bir akışta kaleme alınmış bir anlatım seçmiş.
Ahmet Tulgar, dışlanmanın, hak istemenin aşağılanmaya yol açışının, her yaştaki olanaksız sevdalanmanın mevsim fırtınalarının, emeği sömürülenlerin dilsiz ama cisimleşmiş öfkelerinin çığlıklaşan çaresizliklerinin öykülerini anlatıyor.
2 Haziran 2013 günü, Eskişehir’deki Sanayi Sokak’ta yaşanan anlar, bilinmeyen yaşamların öyküsü olmaktan çıkıp, iyilik ve kötülük üzerine dünyaya büyük anlamlar bıraktı. Gazeteci-yazar İsmail Saymaz’ın Ali İsmail: Emri Kim Verdi? Adlı kitabı o anların yakın tanıklığı.
Pencereden baktırıp gerilimin dozunu iyi ayarlayan, sadece üç kadına anlattıran ve katili son sayfaya kadar bulmamızı engelleyen bir roman bu… Gençliğinde Agatha Christie’nin tadını almış Hawkins tam bir Hitchcock hayranı olduğunu her röportajında vurguluyor. Hawkins kitabı yayımlandıktan sonra gerilim ve korku romanlarının usta yazarı Stephen King’in övgüleriyle karşılaştı.
Şok Doktrini kitabının yazarı olarak tanıdığımız Naomi Klein bu kışkırtıcı eserinde, küresel ısınmanın doğrudan kapitalizmin mantığından kaynaklandığını anlatıyor ve iklim değişikliğinin insanlık için bir uyanma çağrısı olduğuna, dünyanın ısınmasını önleyemezsek mahvolmamızın kaçınılmaz olacağına dikkat çekiyor...
Norveçli yazar Karl Ove Knausgaard Kavgam adını verdiği, 3 bin 600 sayfadan oluşan 6 ciltlik otobiyografik romanıyla dünya çapında sansasyonel bir yazar haline geleli birkaç yıl oluyor ve kitabın rüzgârı buraya kadar gelmiş durumda. Batılı birçok muteber eleştirmenin Proust’la kıyasladığı Knausgaard ise romanını ‘edebi bir intihar eylemi’ olarak niteliyor.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir ve Kalfa ile Kıralıça adlı romanlarıyla edebiyatımızda kendine has bir yer edinen İlhami Algör, yeni romanı. İkircikli Biricik, yalnızlığın, arayışın, bulma ümidinin, şehirlerin, caddelerin, şarkının ve şiirin romanı…
Şilili yazar Alejandro Zambra, ilk romanı Bonzai’yle büyük bir çıkış yakalamış ve İspanyolca yazan en iyi yirmi iki romancı arasına girmeyi başarmıştı. Kariyerindeki ikinci roman olan Ağaçların Özel Hayatı’nda karsının eve dönmesini beklerken üvey kızının başında ağaçlarla ilgili hikâyeler uyduran genç bir adamı anlatıyor ve başarısının tesadüf olmadığını kanıtlıyor.
Georges Perec Karanlık Dükkân’daki toplam 124 rüya metninde, olabilecek bütün anlatım biçimlerini kullanarak ama aynı zamanda onlara karşı çıkarak rüyalarını anlatıyor. Kitap, Perec’in “edebiyatta neyi yapmak istediğini” en sıkı haliyle gösteriyor. Ketabın, çevirmen Siren İdemen’e “Talat Sait Halman Çeviri Ödülü” getirdiğini de ekleyelim.
Pek çok edebiyat kitabına imza atmış günümüz Türk edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden Semih Gümüş’ün ilk romanı. Hikayesini damla damla geliştirip derdini içimize bir yerlere işleyecek biçimde aktarmayı başaran bir roman Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz.
Celil Oker’in Sen Ölürsün Ben Yaşarım’ı yine bir Remzi Ünal macerası. Kahramanımız bu defa hatır için, bir işi çözmek amacıyla yola koyuluyor ve el attığı her iş gibi bu olay da sarpa sarpıyor. Maceranın merkezinde ise “değişen” İstanbul var.
Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler, Peruk Gibi Hüzünlü ve Dokunma Dersleri’yle son dönem öykücülüğümüzün parlayan isimlerinden biri Yalçın Tosun. Bir Nedene Sunuldum’da geçip giden zamanı, yalnızlığı ve sevgisizliği kendine has bir üslup ve dille anlatıyor.
Ayşe Kulin, yeni romanı Tutsak Güneş’i, Gezi Parkı direnişini takip eden günlerde yaşadığı hayal kırıklığının eseri olarak niteleyerek, direnişin edebiyatımızdaki ilk örneklerinden birini verdi. Kulin kendi tarzının dışına çıkarak bu kez bir “distopya” yazdı.
Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal, sadece Suriye’yle sınırlı olmayan, bölgenin tarihine ve toplumsal zeminine de vâkıf bir araştırmacının bilgisiyle ve bir gazetecinin ihmal edemeyeceği insan hikâyeleriyle kaleme alınmış, oldukça kapsamlı ve zihin açan bir kitap.
Buz Sarayı’nın yazarı, İskandinav Edebiyat Ödülü sahibi Tarjei Vesaas’tan, nahif olduğu kadar şiddetli, aldatıcı basitlikte, sarsıcı bir roman: Kuşlar... 20. yüzyıl İskandinav edebiyatının en önemli isimlerinden Vesaas’un bu romanı ilk kez Türkçede.
Karl Marx’ın ve Marksizmin temel yapıtı Kapital’in tamamı, Almanca aslından çevrilmiş olarak Türkçeye kazandırıldı.
Şairler, ressamlar, yazarlar, devrimciler, müzisyenler… Kızılderili, Afrikalı, İspanyol, Portekiz, Arap halkların olağanüstü bileşiminden oluşan büyük bir kültürün zenginliğini temsil eden yaratıcılar, H.İ. Yıldırım, Emre Yılmaz, Mert Gürkan’ın çizgileriyle ve Türkiyeli yazarların, şairlerin ve araştırmacıların kalemiyle birer parçası oldukları dünyamızın geleceğine dair umutlu olmamız için ne kadar çok nedenimiz olduğunu bir kez daha gösteriyorlar.
Cem Kalender, mitolojiden ve kadim çağlardan devraldığı trajik bir hikâyeyi, yeniden, alegorik biçimde anlatıyor. Bu durum da okurun aklına çok şey getiriyor. ‘Kasımpaşalı’ oluşundan da anlaşıldığı üzere, Kalender’in Oedipus’u bizim için bir hayli tanıdık.
Ressam, yönetmen, müzisyen, yazar... Belki böyle anlatılıyor Mehmet Güreli. Bedrufi’nin Nefesi’ni okuyunca onun aslında çok iyi bir okur olduğunu da görüyoruz. Mallarmé’nin “Bir kitap ne başlar ne biter, olsa olsa öyle görünür” sözü Bedrufi’nin Nefesi için söylenmiş gibi...
Felsefenin ne olduğunu merak edenler ve filozofların ne düşündüğünü bilmek isteyenler için açıklayıcı bir başlangıç kitabı. Aralarında Sokrates, Descartes, Locke, Spinoza, Kant, Nietzsche ve Derrida’nın da bulunduğu önemli filozofun hayatının, fikirlerinin, düşüncelerinin ve kuramlarının anlatıldığı kitap okuyucuya temel bilgileri sunmayı vaat ediyor.
Bir Ceset Bir Söz, bir kadının kocasını evde ölü olarak bulmasıyla başlıyor. Sıradan gibi görünen polis soruşturması, öldürülen kişinin gerçek kimliği ortaya çıkınca soluk soluğa bir ajan kovalamacasına dönüşüyor. Gülce Başer bu kitabıyla Altın Sayfa Yılın Polisiye Kitabı Ödülü’nü kazandı.
Sherlock Holmes’un hikâyesini herkes bilir ancak bu kitap bildiğimiz Sherlock’u anlatmıyor. Sherlock’un artık emektar bir dedektif olduğu huzur içinde eski günlerini yad ettiği döneme gidiyoruz... Hafif Bir Akıl Tutulması, Mr. Holmes adıyla sinemaya da uyarlandı.
Victor Hugo’nun ünlü eseri beş cilt olarak yayımlandı. Bu destansı roman Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır.
O bir fenomen. Hakkıyla fenomen olanlardan üstelik. Greg’in maceraları devam ediyor günümüze selam çakarak. Kasabada herkes gönüllü olarak fişleri prizden çekip elektronik eşyalar olmadan yaşamayı denerken, Greg kendine bu soruyu soruyor. Greg, eski günlere dönmek konusunda hiç de hevesli değil.
İsmiyle bile buradan kaçışın hayal gücüne yolculuğun vaadi Tohumcu’nun kitabı. On yaşındaki Tomris ve hikâye anlatıcı annesinin eğlenceli ve yedi denizleri dolaşan macerası.
Çat Kapı, kısır düzenin bozulmasına cesaret edecek ve vicdanını sorgulayabilecek okurların kitabı. Andreas Steinhöfel, herkesin birbirine benzediği Kayın Sokağı’na taşınan bir anne ve dört çocuğunun hikâyesiyle “makbul” toplumu sorguluyor
Fatih Erdoğan yabancılaşmayı günün birinde kanepeye dönüşen bir baba ve ailesinin yaşadıkları etrafında anlatıyor. Elbette yazarın imzası haline gelen ironik üslubuyla.
Yüksek ses ondan sorulur. Ses kontrolüyle uğraşmayacak kadar samimi bir çocuk. O “tatlı” sesiyle etrafı bir oyun bahçesine çevirirken, bir de o sırada orada olanlar sormak lazım ne hissetiklerini. Özellikle sahildeki macerasıyla renkli resimli kitapların en sıcak dünyasına okuru götürüveriyor.
(Kaynak: radikal.com.tr)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder